|
Suç,
şiddet, madde kullanımı gibi davranışların ortaya çıktığı ve sorun
halinde yaşandığı dönem daha çok 15-17 yaş grubudur. Daha sonraki yaş
dönemlerinde bu sorun azalma göstermektedir. Ancak bu tür davranışları
gösteren ergenlerin ikiye ayrılmasının gerekliliği öne sürülmektedir.
1.
Erken başlayanlar: Çok erken yaşlarda, 6-8 yaşlarında bu tür
davranış sorunu gösteren çocuklardır. Bu çocukların yetişkinlik
döneminde kriminal olma oranları yüksektir. Ergenlik döneminde yüksek
oranda kurallara uymama gözlenir. Erken başlayanlar olarak adlandırılan
grup, toplum için daha büyük ve kalıcı sorun oluşturmaktadır.
2. Geç başlayanlar: Bu grupta erken ergenlik döneminde bu sorunlar
görülmeye başlar ve daha sonra iş ve evlilik yaşamlarına yansıtırlar.Her
iki grubun ortak özellikleri, çocuğun belirli dönemlerden geçmesidir. Bu
dönemler çocuktan çocuğa farklılık göstermekle birlikte, benzer bir yol
izlemekte oldukları söylenebilir.
Bu
dönemlerin bilinmesinin önemi, ergenin bulunduğu döneme ilişkin
müdahalenin yapılması açısından önemlidir. Her döneme uygun bir müdahale
yöntemi seçilmelidir.
Okul öncesi yıllar
Şiddet eğilimi gösterecek ergenlerin 7 yaşında tespit edilebileceği bazı
araştırmalarda gösterilmiştir. Bu yaşta agresif, bozucu ve karşıt
davranışlar gösteren çocukların %50 oranında ergenlik döneminde şiddet
eğilimi gösterdiği saptanmıştır. Okul öncesi döneme ait bulgular oldukça
yetersiz olmakla birlikte bazı ipuçları vermektedir. İki yaşından
itibaren anne çocuk arasında zorlayıcı ilişkiler başlayabilir. Bu dönem
sakin bir şekilde aşılmaz ve iyi idare edilmezse, sorunların başlangıcı
olabilir. Çocuğun huzursuz, dürtüsel olması ve dikkat sorunları olması,
çocuk ebeveyn ilişkisinin üstüne olumsuz etkiler yapmaktadır. Bu yaştaki
çocuklarda tepkisel davranışlar hakimdir. Ebeveynler kontrolü
kaybettikleri için , etkin olmayan ve huzursuz çözümlere yönelebilirler.
Çocuk bir kenara atılabilir, ihmal ya da istismar edilebilir.
Ebeveynlerin yoğun stres altında olması da, onların sosyal becerilerini
azaltmakta ve çocukla ilişkisine olumsuz yansımaktadır. Bu aileler
çocuklarına karşı baskıcı davranmakta, ağır cezalar vermektedir. Çocuğun
yaşantıları ebeveyn tarafından aşırı ve uygunsuz tepkilerle karşılanmaya
başlanır. Acı veren duyguların ifadesi bile kabullenilmez, çocuk
cezalandırılır. Sonuç olarak çocuk, yaşantılarını ve duygularını
adlandırılamaz, stresle başa çıkmayı, makul hedefler koyma öğrenemez,
kendi duygusal yanıtlarına güvenemez, yardım için aşırı duygusal ifade
yolları kullanmaya başlar. Ebeveyn çocuğa hep olumsuz yaklaştığı,
duygularını ortaya koyma fırsatı vermediği, ihtiyaç duyduğu sevgiyi
göstermediği için çocuk bunları farklı yollarla elde etme yoluna gitmeyi
öğrenmektedir. Okul öncesi yıllarda deneyimi böyle olan çocuklar
ergenlik dönemine geldiklerinde eğitime hazırlıklı olmadığı, akranlarına
karşı agresif davrandığı,arkadaşlık ilişkileri geliştirmekte zorluk
çektiği gözlenmektedir.
Orta yıllar
Çocuğun bu durumu ileriki yıllarda okul başarısızlığına dönüşür.
Başarısızlık okula karşı ilgi kaybına da yol açar. Akranlarıyla
kurdukları ilişkiler oldukça zayıftır. Sorumluluklarını almakta ve
üstlenmekte zorlanırlar. Tepkilerinde agresyon hakim olmaya başlamıştır.
Bu durum arkadaş, okul ve aile ilişkilerini de olumsuz etkilemeye devam
eder. Önceki yılarda evde yaşanan çatışmalara okul başarısızlığı gibi
yeni bir sorun daha eklenmiştir. Aile çocuğun okul başarısızlığı ile
nasıl başa çıkabileceğini bilememektedir. Kendisi bir anlamda teslim
olmaya başladığı için, tek çare olarak okulu görmeye başlarlar. Ancak,
okuldan beklentileri yüksek olduğu için sıklıkla hayal kırıklığına
uğrarlar. Ya da kabahat okula bulunabilir, böylece ailenin okulla
ilişkisi de bozulur. Giderek, çocuğu dışlamaya ve ret etmeye
başlarlar.Çocuğun "itici" davranışları okul çalışanlarının da
desteklerini ondan kesmelerine yol açar. Giderek "ümitsiz vaka" olarak
değerlendirmeye başlanır, çocuk. Ebeveynlerin okulu çözüm olarak
görmeleri ve evde yaşadıkları başarısızlıkları okula yansıtmaları, okul
konusuna evden bir destek gelmemesi de okul çalışanlarıyla aile
ilişkisini iyice bozar.
Erken ergenlik
Ergenlik döneminde ise okula devamsızlıkla bu durum kendini gösterir.
Ergenin artık hedefleri kaybolmuştur ve aile ya da toplumsal değerlere
yabancılaşmıştır. Akranları tarafından ret edildiği için kendisine uygun
arkadaşlar armaya başlar. Bunlar kimi zaman kendisinden yaşça büyükler
olabilir. Tüm ergenler gibi ebeveynlerinden uzaklaşır ve arkadaş
ilişkileri önem kazanır. Kurduğu arkadaşlıklar genelde kurallara uymayan
suça eğilimli gruplar olup, çeteleşme eğilimi yüksektir. Yaşı büyüdüğü
ve çevresi geliştiği için, kendisi gibi ergenleri bulmakta
zorlanmaz.Aile ise, artık ondan ümidi kesmiştir. Bir dönem uyguladıkları
başarılı yöntemleri bile uygulamaktan vazgeçerler. Bir nevi teslim
olmuşlardır. Onu izlemekten vazgeçer ve kendi haline bırakırlar. Bu da
sorunun giderek çözümsüz hale gelmesine yol açar. Okul çalışanları da
aileye ve ergene karşı olumsuz bir tutum geliştirirler. En iyi çözüm
çocuğun bir an önce okuldan uzaklaşmasıdır düşüncesi hakim olmaya
başlar. |