Yeni Sayfa 1
 
 
www.yeniden.org.tr   
 

4pt

a

YENİDEN
Etkinlikler
İletişim
Hakkımızda
Eğitim
Danışmanlık
BAĞIMLILIK
Bilgi Merkezi
Önleme Merkezi
Hayatta Kal
Belge Merkezi
YAYINLAR
Bilgi Notu
Broşürler
Raporlar
Kılavuzlar
Kitaplar
Araştırmalar
Filmler
Özel Sayfalar
Okulda Suç ve Şiddet
Ticari Cinsel Sömürü
Sokak Çocukları
Suç ve Ergen
Ergen Üreme Sağlığı
 
 

Reklam

Alkol sorularınız için...

Uyusturucu sorularınız için...

Depresyon sorularınız için...

 

 

 

 

Bu web sitesi, Kültegin Ögel’in danışmanlığında hazırlanmıştır

DİKKAT:
Bu sitede yer alan bazı belgeler Winrar programıyla sıkıştırılmıştır. Ayrıca belgelerin içeriklerini okuyabilmeniz için de Adobe reader'e ihtiyacınız olacaktır. Bu programları indirmek için tıklayın…

Ziyaretçi Sayısı:1460322

www.yeniden.org.tr

      A

      Ana Sayfa  > Sokakta yaşayan çocuklar >  Temel bilgiler

Sokakta yaşayan çocuklarda sık görülen ruhsal sorunlar

Sokakta yaşayan çocuklar arasında ruhsal sorun görülme oranı oldukça sıktır. Bunların yanında madde kullanımına bağlı ruhsal sorunlar da ortaya çıkmaktadır.

1. Uçucu Maddelerin Neden Olduğu Ruhsal Bozukluklar

Çoğunlukla kendini büyük görme, kendine bir şey olmaz duygusu, kendini kuvvetli hissetme, ağrıya duyarsızlık, hem kendine hem başkalarına karşı zarar verici davranışlar gözlenir. Dürtüsel davranma eğilimi artar. Şiddet, uçucu maddenin yargılamayı bozması, inhibisyonları kaldırması, dürtüselliği ortaya çıkarması nedeniyle ya da kişinin maddeyi temin etmek amacıyla suç davranışı göstermesi nedeniyle gözlenir. Uçucu madde kullanımı doğrudan çeşitli ruhsal bozukluklara neden olur. Bunların bir kısmı kalıcı olabilir. Bu bozuklukların tedavi edilmesi gerekir.

Uçucu maddelerin yol açtığı ruhsal bozukluklar şunlardır:

  • Uçucu maddelerin yol açtığı kalıcı demans (unutkanlık, şaşkınlık vb gibi belirtiler gözlenir).

  • Uçucu maddelerin yol açtığı psikotik bozukluk, hezeyanlarla giden (kalıcı olabilir).

  • Uçucu maddelerin yol açtığı psikotik bozukluk, hallüsinasyonlarla giden (kalıcı olabilir).

  • Uçucu maddelerin yol açtığı duygu durum bozukluğu: Depresyon vb.

  • Uçucu maddelerin yol açtığı anksiyete bozukluğu: Yaygınlaşmış anksiyete bozukluğu, panik atak vb

2. Diğer ruhsal sorunlar

Diğer ruhsal sorun arasında sık görülenler ise şunlardır:

KENDİNİ KESME DAVRANIŞI

Kendine zarar verme davranışı, kişinin kendini ciddi bir şekilde yaralayacak biçimde kesmesi ya da vücudunun belirli bölümlerine zarar vermesi olarak tanımlanır. Sokakta yaşayan ve madde kullananlar arasında daha çok kol ve göğsünü kesme biçiminde gözlenmektedir. Kendini kesme davranışı sıklıkla davranım bozukluğu, alkol-madde kullanım bozukluğu, borderline kişilik bozukluğu, antisosyal kişilik bozukluğu, yeme bozukluğu, dissosiyatif bozukluk, depresyon ve posttravmatik stres bozukluğu gibi bazı psikolojik bozukluklarla birlikte görülür.

Bu çocuklar veya genelde insanlar kendilerine niye zarar veriyorlar?
Boşluk duygusu, depresyon ve gerçekçi olmayan duygulardan uzaklaşmak için. Problem çözmedeki kontrollerinin düşük olması. Öfkelerini kontrol edememeleri, uyarılma eşiklerinin düşük olması. Kendilik kontrollerini sağlamak, kendilerini cezalandırmak. Yaşadıklarını kendilerine göstermek, intikam almak. Kişinin reddedilmesi, korkması, utanması, öfkeli olması, yalnız hissetmesi ve panik olması kendini kesmeyi artıran etmenlerdir.

Travmaya maruz kalmış kişilerin sıkıntılı duygularını bastırmakta yaşadıkları güçlükler kendine zarar verme davranışına yol açabilmektedir. Kendini kesmeyi en çok etkileyen faktörlerden birisi istismardır. İntihar ve kendini kesme ile ilgili yapılan karşılaştırmaları .alışmalarda kendini kesmenin intihardan daha farklı bir doğası olduğunu göstermektedir. Kendini kesenlerde alkol-madde bağımlığı sık gözlenir. Geçmişte intihar girişimi öyküsü görülmesi de sıktır.

Yaklaşımda kendini kesme davranışının analizi yapılmalı, kişiye madde kullanımıyla ilişkisi gösterilmeli, sağlıklı başa çıkma yollarını bulması sağlanmalı, temelde yatan etmenler tedavi edilmeli, kendini keserek aslında kendisine zarar verdiğinin farkına varması sağlanmalıdır.

DAVRANIM BOZUKLUĞU

Davranım bozukluğu çocukların yaşadığı duygusal ve davranışsal sorunların karışımından oluşur. Bu bozukluğa sahip olan çocuklarda kuralları izlemede zorluk ve sosyal olarak kabul edilmeyen davranışlar görülür.Yaramazlık, haylazlık olarak bilinen başkaldırma, karşı gelme ve toplum değerlerine ters düşen hareketler çocukların çoğunda bir miktar görülebilir. Bunlar genellikle süregen ve yineleyici değildir. Çocukla ilgilenildiğinde, bu hareketlerin anlamı incelenerek onunla konuşulduğunda, genellikle bu başkaldırmalar ve karşı gelmeler yatışır ve önemli bir uyum sorunu olmaz.

Davranım bozukluğunda ise, çocukta başkaldırma, karşı gelme ve topluma aykırı davranışlar yineleyici ve inatçı biçimde uzun süreli olarak görülür. Çocuğun ailede ve toplumda ilişkileri belirgin derecede bozulur. Erkek çocuklarda kızlara oranla daha sık görülür. 18 yaş öncesi erkeklerin %6-16’sında , kızların %2-9’unda davranım bozukluğu görüldüğü belirtilmiştir.

Davranım bozukluğu olan çocuklarda genellikle şu davranışlar görülür: İnsanlara ve hayvanlara kötü davranmak. Eşyalara zarar vermek Dolandırıcılık ya da hırsızlık ve toplum kurallarını ciddi biçimde ihlal etmek. Kuralları ciddi biçimde bozma.

Tanı için bu belirtilerin sık yinelenmesi, uzun sürmesi ve engellenmeye dayanma gücünün düşük olduğu bir kişilik örüntüsüne dönüşmesi gereklidir. Davranım bozukluğu olan çocuklar, empati yapamazlar, suçluluk ve pişmanlık duyguları göstermeyebilirler. Engellenme eşikleri düşüktür, öfke kontrolleri zayıftır. Alkol, madde ve sigara kullanımı sıktır. Okuldan atılırlar, çalışma yaşamında uyumsuzdurlar. İntihar düşüncesi ve girişimi sıklıkla görülür. Kanunlarla başları sık sık belaya girer.

Davranım Bozukluğu olan çocuklarda anksiyete, psikolojik travma belirtileri, madde bağımlılığı, DEHB, öğrenme problemleri sıklıkla görülür. İleride bu gençlerde antisosyal Kişilik Bozukluğu gelişimi sıktır ve madde kullanımı riski fazladır.

DEPRESYON

Depresyon sık görülen bir ruhsal rahatsızlıktır. Depresyon ergenlerde sık gözlenir. Ancak depresyonun ergenlerde tanısı daha güç olabilir. Ergenlerde depresyon tanısı koymayı zorlaştıran bazı faktörler şunlardır; Depresyon ergenin büyüme ve gelişiminin bir parçası olabilir. Depresyon ve ergenlik dönemine özgü belirtilerin çok farklılık göstermemesi. Eş hastalıkların (komorbidite) olması

Depresyon, erişkinlikte çökkün duygudurum ile belirginleşirken, ergenlikte huzursuzluk ön plandadır. Ergenlerde depresyon belirtileri arasında zevk alamama, umutsuzluk, yerinde duramama, huysuzluk, somurtkanlık, saldırganlık, aile içi ilişki ve sorunlara ilgisizlik, sosyal aktivitelerden geri çekilme, evden kaçma, okul başarısızlığı, dış görünüşe önem vermeme, aşk ilişkilerindeki hayal kırıklığını çok şiddetli yaşama, negativistik tutum, antisosyal davranışlar, alkol/madde kötüye kullanımı. İşlevsellikteki kayıp her alana yansımaktadır.

Sokağın getirdiği koşullar, aile ve başka destekleyici ortamların olmayışı, güvensizlik duygusu, geleceğin belirsiz olması sokakta yaşayan çocuklar arasında depresyon görülme sıklığını artırmaktadır. Öte yandan kullanılan maddelerin direkt etkisi nedeniyle de depresyon ortaya çıkabilmektedir.

Depresyon geçirenlerde intihar riskinin yüksek olması nedeniyle, depresyonlu çocukların yakından izlenmesi ve tedavi edilmesi büyük önem taşır. Depresyon geçirenlerde, yaşadıkları bu olumsuz duyguyla baş etmek için alkol ve madde kullanımı sıktır. Tedavide anidepresan ilaçların kullanılması gerekir. Antidepresan ilaçların etkisi 2-3 hafta içinde başlamakla birlikte tedavinin ortalama 3 ay içinde en etkin düzeye geldiği söylenebilir. Ancak kişi düzeldikten sonra da en az 6 ay süreyle bu ilaçların kullanımı gerekir (dolayısıyla ortalama 9 aylık bir kullanım gerekir). Antidepresan ilaçlar bağımlılık yapmazlar.

ANKSİYETE

Anksiyete ise bunaltı, kaygı, endişe, huzursuzluk anlamında kullanılan bir kavramdır. Anksiyeteli bir kişi sürekli kötü bir şey olacak hissini yaşar. Terleme, çarpıntı, nefes alamama, göğüs ağrısı, ellerde ve ayaklarda uyuşma, yanma ya da soğuma gibi belirtiler yaşar. Anksiyete ataklar halinde gelebilir, ya da tüm gün devam eder. Alkol ya da madde kullanımı anksiyeteyi azalttığı için, birçok anksiyeteli kişi madde kullanımını bir başa çıkma yolu olarak görmektedir.

Anksiyete sorunu olan kişilerde alkol ya da madde kullanımı sıktır. Anksiyete bozukluklarının tedavisinde de antidepresan ilaçlar, ya da rahatlatıcı bazı ilaçlar kullanılmaktadır. Anksiyete giderici bazı ilaçların bağımlılık yapabileceği unutulmamalıdır. Rahatlama tekniklerinin de öğretilmesi, anksiyete sorununu azaltmaktadır.

DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) aşırı hareketlilik, dikkat sorunları ve istekleri erteleyememe belirtileri ile ortaya çıkan psikiyatrik bir bozukluktur. DEHB erken yaşta belirir. Çocukların yarısında bozukluk buluğ çağında kendiliğinden kaybolur. Çocukların %25’inde ise ciddi belirtiler devam eder. Yani DEHB sadece çocuklarda görülen bir hastalık değildir.

Bir çocuğa dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı koyabilmek için belirtilerin yedi yaştan önce başlamış olması, birden fazla ortamda görülmesi, sürekli ve kişinin günlük yaşamını etkileyecek boyutta olması gerekir. Dikkat eksikliği, dikkat süresinin ve yoğunluğunun bireyin yaşına göre daha az olması durumudur. Bu sorunu taşıyan kişiler belirli bir noktaya odaklanmakta güçlük çekerler ya da dikkatleri kolayca dağılır. Dağınık ve unutkandırlar, sık sık eşya kaybederler. Dikkat süresi ve yoğunluğu, her yaşta farklıdır.

Temel olarak üç özelliği vardır:

  • Dikkat eksikliği ön planda olan tip: Bu tiptekiler dikkatlerini yoğunlaştıramazlar. Bir işi bitirmeden diğerine başlarlar. Organizasyon becerileri zayıftır. Sık sık eşya kaybederler.

  • Aşırı hareketlilik önde olan tip: Hareketlilik ve dürtüsellik ön plandadır. Ele avuca sığmayan, kıpır kıpır, sıklıkla kavgacı, dürtüsel, atak, sırasını beklemeyen, soru tamamlanmadan cevap veren çocuklardır. Bunların yanı sıra dersi dinlememe, ödevlerini yapmama, derslerde başarısızlık, sıklıkla başkalarının sözünü kesen, sonunu düşünmeden tehlikeli davranışlarda bulunmak gibi durumlar gözlenmektedir. Bu tiplerde kazalar ve yaralanmalar nadir değildir. Genelde düşünmeden hareket ederler. Sonucunun ne olacağını düşünmezler. Davranışlarını tam anlamıyla planlayıp kontrol edemezler.

  • Hem hareketliliğin hem de dikkat eksikliğinin aynı şiddette gözlendiği tip: Hem dikkat eksikliği hem de aşırı hareketlilik dürtüsellik belirtileri tanı alacak kadar şiddetlidir. En sık olarak görülen tip birleşik tiptir. DEHB olan çocuklara ilişkin pek bilinmeyen bir unsur da bu çocuklardan bazılarının tam tersine ilgi duydukları bir şeye aşırı derecede ilgi bağlayabildikleridir. Bilgisayar oyunları bunun güzel bir örneği sayılabilir. Bu tanıyı alan kişilerde belirtilerin tümünün olması gerekli değildir. Bir kişide sadece dikkat sorunları ya da sadece aşırı hareketlilik-dürtüsellik belirtileri görülebilir. Kız çocuklarının sıklıkla ilk grupta, yani dikkat eksikliği grubunda, erkek çocukların ise sıklıkla ikinci grupta yani hareketlilik ve dürtüsellik grubunda yer alığı gözlenmektedir. DEHB olan çocuklarda madde kullanımı ve bağımlılığı sık karşılaşılan bir sorundur.

PSİKOLOJİK TRAVMA

Çocuk istismarı, ihmali, ensest, şiddete maruz kalma, işkenceyle karşılaşılan kişilerde ortaya çıkan ruhsal soruna psikolojik travma adı verilmektedir. Psikolojik travmalar, sokakta yaşayan çocuklar arasında çok sık görülen sorunlardan birisidir.

Çocuk istismarı, genel olarak 18 yaşın altında bulunan çocuklara karşı aktif olarak girişilen ve onların fiziksel, duygusal ve toplumsal gelişmelerini zedeleyen her türlü eylem olarak tanımlanırken; çocuk ihmali de çocukların beslenme, bakım, gözetim ve eğitim gibi ihtiyaçlarının karşılanmaması durumu olarak ele alınır. Çocuk istismarı ve ihlali fiziksel, cinsel ve duygusal boyutlarda görülebilmektedir.

  • Fiziksel istismar bir çocuğun gelişim ve fonksiyonlarında sürekli bozukluklar ve yaralanmalara neden olan, çocuğa acı veren ve kaza dışı meydan gelen, çocuğa yönelik şiddet olarak tanımlanabilir.

  • Cinsel istismar, cinsel tatmin amacıyla bir yetişkinin güç kullanarak, tehdit ederek, zorla cinsel olgunluğa ulaşmamış çocuk ile cinsel ilişkiye girilmesidir. UNICEF yetişkinlerin cinsel doyum için çocukla ilişki kurması, para için fuhuş ve pornografiye yöneltilmesini cinsel istismar olarak tanımlamıştır.

  • Duygusal istismar ve ihlal çocuğun nitelik, kapasite ve arzularının devamlı kötülenmesi, sosyal ilişki ve kaynaklarla ilişkiden yoksun bırakılması, çocuğun sürekli olarak insan üstü güçlerle, sosyal açıdan ağır zararlar verme veya terk etme ile tehdit edilmesi, çocuktan yaşına ve gücüne göre olmayan taleplerde bulunulması ve çocuğun, topluma aykırı düşen çocuk bakım yöntemleri ile yetiştirilmesidir.

Ensest aile içi yaşamında ana-baba figürüne, gücüne ve otoritesine sahip kişilerin, çocuğu cinsel anlamda taciz etmesidir. Ensestin bir diğer tanımı ise her türlü sözlü, sözsüz, fiziksel ve görsel erotik hareket veya aile üyeleri arasındaki evli olanlardan başka üyelerin bu şekilde davranışlarının olmasıdır. Fiziksel şiddete uğrama (polis ya da sokaktaki kişiler tarafında dövülme), işkenceye maruz kalma, tecavüze ya da cinsel taciz tacize uğrama ve yakın arkadaşlarının ölümü gibi travmatik olaylarla karşılaşmaktadırlar.

Bu travmatik olaylar, kişide travma sonrası stres bozukluğu adı verilen bir tabloya yol açabilir. Travmaya bağlı görülen ruhsal sorunlar, madde kullanımının önemli nedenlerinden birisidir. Genç, bu olumsuz anları unutmak için madde kullanımını seçmektedir. Bu nedenle travmaya bağlı oluşan sorunların da tedavisi, madde bağımlılığının tedavisinde önemli bir adımdır.

ÖFKE VE BAĞIMLILIK

Bağımlılık ve öfke birbiri ile etkileşim içinde olan iki kavramdır. Öfke bağımlılığının artmasına, bağımlılıkta öfkenin kontrolsüzlüğüne yol açmaktadır. Böylece bir kısır döngü oluşmakta ve her iki durum birbirini beslemektedir. Madde kullananların çoğunda öfke kontrolünde bir eksiklik saptanmaktadır. Öfke kontrolü, kişinin bağımlılığını da kontrol altına almasını kolaylaştırmaktadır. Bu nedenle öfke kontrolü, madde kullanıcılarının tedavileri için önemli bir gerekliliktir.

Öfkenin kontrol edilememesi, relapsı (tekrar madde kullanmaya başlamayı) tetiklemektedir. Kişiler öfke ve relaps döngüsünün tetikleyicilerini yani davranışsal, düşünsel, duygusal ve fiziksel belirleyicilerini tanımlayamadıkça, bu döngünün önüne geçmek oldukça güçtür.

Öte yandan öfkenin ortaya çıkışı ile relapsın ortaya çıkışı arasında da benzerlik vardır. Her ikisi de gelişmeden önce bazı sinyaller verir. Bu sinyallerin fark edilmesi ortaya çıkmalarını engelleyecektir. Öfke ve relapsın tetikleyicilerin etkisi çıngıraklı yılan örneği ile anlatılabilir. Çıngıraklı yılan hiçbir zaman kışkırtıcı bir şey olmadan saldırıya geçmez. Saldırıya geçmeden önce bunun sinyallerini mutlaka verir. Önce tıslar, tehdit devam ederse çıngırağını sallamaya başlar, eğer bu da tehdidi durdurmaya yeterli olmazsa saldırıya geçer.

Relaps ya da öfke öncesi ortaya çıkan belirtileri tanımakta relapsı ya da öfkeyi önleyebilir. Öfke ve bağımlılık zaman içinde kişi için olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Kişinin ruh sağlığı, çevresi ile olan ve bireysel ilişkilerinde sorunlar oluşmakta ve özgüven eksikliği ortaya çıkmaktadır. Kişi öfke kontrolsüzlüğü ya da madde kullanımını tetikleyen düşünce ve diğer etkenleri tanır ve yeni beceriler geliştirir ise davranış, düşünce ve duygularında değişiklik yapabilmesi olasıdır. Öfke kontrolsüzlüğü ya da madde kullanımı olan kişilerin çocukluk yaşantılarını ve yetişkin yaşantılarını iyice düşünüp ortaya koymaları gerekmektedir. Bu durumda odaklanılan, kişinin duygu ve düşüncelerinin arkasındaki utanma, acı, korku ve inkar duvarını yıkarak, kendisini değiştirmesine yardımcı olmaktır.

 
 
 
Yeni Sayfa 1
SEÇMELER
Önleme sayfasına filmler ve yeni saydamlar eklendi

Madde kullanımı ve HIV/AIDS kitabı

Sokakta yaşayan ve madde kullanan çocuklar için psikososyal yaklaşım kılavuzu

 

Tüm Hakları Saklıdır. www.yeniden.org.tr 2019                 Tasarım Bayram İLYASOĞLU