|
Sokakta yaşayan çocuklar arasında ruhsal sorun görülme oranı oldukça
sıktır. Bunların yanında madde kullanımına bağlı ruhsal sorunlar da
ortaya çıkmaktadır.
1. Uçucu Maddelerin Neden Olduğu
Ruhsal Bozukluklar
Çoğunlukla kendini büyük görme, kendine bir şey olmaz duygusu, kendini
kuvvetli hissetme, ağrıya duyarsızlık, hem kendine hem başkalarına karşı
zarar verici davranışlar gözlenir. Dürtüsel davranma eğilimi artar.
Şiddet, uçucu maddenin yargılamayı bozması, inhibisyonları kaldırması,
dürtüselliği ortaya çıkarması nedeniyle ya da kişinin maddeyi temin
etmek amacıyla suç davranışı göstermesi nedeniyle gözlenir. Uçucu madde
kullanımı doğrudan çeşitli ruhsal bozukluklara neden olur. Bunların bir
kısmı kalıcı olabilir. Bu bozuklukların tedavi edilmesi gerekir.
Uçucu
maddelerin yol açtığı ruhsal bozukluklar şunlardır:
-
Uçucu maddelerin yol açtığı kalıcı demans (unutkanlık, şaşkınlık vb
gibi belirtiler gözlenir).
-
Uçucu maddelerin yol açtığı psikotik bozukluk, hezeyanlarla giden
(kalıcı olabilir).
-
Uçucu maddelerin yol açtığı psikotik bozukluk, hallüsinasyonlarla
giden (kalıcı olabilir).
-
Uçucu maddelerin yol açtığı duygu durum bozukluğu: Depresyon vb.
-
Uçucu maddelerin yol açtığı anksiyete bozukluğu: Yaygınlaşmış
anksiyete bozukluğu, panik atak vb
2. Diğer ruhsal
sorunlar
Diğer
ruhsal sorun arasında sık görülenler ise şunlardır:
KENDİNİ KESME DAVRANIŞI
Kendine zarar verme davranışı, kişinin kendini ciddi bir şekilde
yaralayacak biçimde kesmesi ya da vücudunun belirli bölümlerine zarar
vermesi olarak tanımlanır. Sokakta yaşayan ve madde kullananlar arasında
daha çok kol ve göğsünü kesme biçiminde gözlenmektedir. Kendini kesme
davranışı sıklıkla davranım bozukluğu, alkol-madde kullanım bozukluğu,
borderline kişilik bozukluğu, antisosyal kişilik bozukluğu, yeme
bozukluğu, dissosiyatif bozukluk, depresyon ve posttravmatik stres
bozukluğu gibi bazı psikolojik bozukluklarla birlikte görülür.
Bu
çocuklar veya genelde insanlar kendilerine niye zarar veriyorlar?
Boşluk duygusu, depresyon ve gerçekçi olmayan duygulardan uzaklaşmak
için. Problem çözmedeki kontrollerinin düşük olması. Öfkelerini kontrol
edememeleri, uyarılma eşiklerinin düşük olması. Kendilik kontrollerini
sağlamak, kendilerini cezalandırmak. Yaşadıklarını kendilerine
göstermek, intikam almak. Kişinin reddedilmesi, korkması, utanması,
öfkeli olması, yalnız hissetmesi ve panik olması kendini kesmeyi artıran
etmenlerdir.
Travmaya maruz kalmış kişilerin sıkıntılı duygularını bastırmakta
yaşadıkları güçlükler kendine zarar verme davranışına yol
açabilmektedir. Kendini kesmeyi en çok etkileyen faktörlerden birisi
istismardır. İntihar ve kendini kesme ile ilgili yapılan
karşılaştırmaları .alışmalarda kendini kesmenin intihardan daha farklı
bir doğası olduğunu göstermektedir. Kendini kesenlerde alkol-madde
bağımlığı sık gözlenir. Geçmişte intihar girişimi öyküsü görülmesi de
sıktır.
Yaklaşımda kendini kesme davranışının analizi yapılmalı, kişiye madde
kullanımıyla ilişkisi gösterilmeli, sağlıklı başa çıkma yollarını
bulması sağlanmalı, temelde yatan etmenler tedavi edilmeli, kendini
keserek aslında kendisine zarar verdiğinin farkına varması
sağlanmalıdır.
DAVRANIM BOZUKLUĞU
Davranım bozukluğu çocukların yaşadığı duygusal ve davranışsal
sorunların karışımından oluşur. Bu bozukluğa sahip olan çocuklarda
kuralları izlemede zorluk ve sosyal olarak kabul edilmeyen davranışlar
görülür.Yaramazlık, haylazlık olarak bilinen başkaldırma, karşı gelme ve
toplum değerlerine ters düşen hareketler çocukların çoğunda bir miktar
görülebilir. Bunlar genellikle süregen ve yineleyici değildir. Çocukla
ilgilenildiğinde, bu hareketlerin anlamı incelenerek onunla
konuşulduğunda, genellikle bu başkaldırmalar ve karşı gelmeler yatışır
ve önemli bir uyum sorunu olmaz.
Davranım bozukluğunda ise, çocukta başkaldırma, karşı gelme ve topluma
aykırı davranışlar yineleyici ve inatçı biçimde uzun süreli olarak
görülür. Çocuğun ailede ve toplumda ilişkileri belirgin derecede
bozulur. Erkek çocuklarda kızlara oranla daha sık görülür. 18 yaş öncesi
erkeklerin %6-16’sında , kızların %2-9’unda davranım bozukluğu görüldüğü
belirtilmiştir.
Davranım bozukluğu olan çocuklarda genellikle şu davranışlar görülür:
İnsanlara ve hayvanlara kötü davranmak. Eşyalara zarar vermek
Dolandırıcılık ya da hırsızlık ve toplum kurallarını ciddi biçimde ihlal
etmek. Kuralları ciddi biçimde bozma.
Tanı
için bu belirtilerin sık yinelenmesi, uzun sürmesi ve engellenmeye
dayanma gücünün düşük olduğu bir kişilik örüntüsüne dönüşmesi
gereklidir. Davranım bozukluğu olan çocuklar, empati yapamazlar,
suçluluk ve pişmanlık duyguları göstermeyebilirler. Engellenme eşikleri
düşüktür, öfke kontrolleri zayıftır. Alkol, madde ve sigara kullanımı
sıktır. Okuldan atılırlar, çalışma yaşamında uyumsuzdurlar. İntihar
düşüncesi ve girişimi sıklıkla görülür. Kanunlarla başları sık sık
belaya girer.
Davranım Bozukluğu olan çocuklarda anksiyete, psikolojik travma
belirtileri, madde bağımlılığı, DEHB, öğrenme problemleri sıklıkla
görülür. İleride bu gençlerde antisosyal Kişilik Bozukluğu gelişimi
sıktır ve madde kullanımı riski fazladır.
DEPRESYON
Depresyon sık görülen bir ruhsal rahatsızlıktır. Depresyon ergenlerde
sık gözlenir. Ancak depresyonun ergenlerde tanısı daha güç olabilir.
Ergenlerde depresyon tanısı koymayı zorlaştıran bazı faktörler
şunlardır; Depresyon ergenin büyüme ve gelişiminin bir parçası olabilir.
Depresyon ve ergenlik dönemine özgü belirtilerin çok farklılık
göstermemesi. Eş hastalıkların (komorbidite) olması
Depresyon, erişkinlikte çökkün duygudurum ile belirginleşirken,
ergenlikte huzursuzluk ön plandadır. Ergenlerde depresyon belirtileri
arasında zevk alamama, umutsuzluk, yerinde duramama, huysuzluk,
somurtkanlık, saldırganlık, aile içi ilişki ve sorunlara ilgisizlik,
sosyal aktivitelerden geri çekilme, evden kaçma, okul başarısızlığı, dış
görünüşe önem vermeme, aşk ilişkilerindeki hayal kırıklığını çok
şiddetli yaşama, negativistik tutum, antisosyal davranışlar, alkol/madde
kötüye kullanımı. İşlevsellikteki kayıp her alana yansımaktadır.
Sokağın getirdiği koşullar, aile ve başka destekleyici ortamların
olmayışı, güvensizlik duygusu, geleceğin belirsiz olması sokakta yaşayan
çocuklar arasında depresyon görülme sıklığını artırmaktadır. Öte yandan
kullanılan maddelerin direkt etkisi nedeniyle de depresyon ortaya
çıkabilmektedir.
Depresyon geçirenlerde intihar riskinin yüksek olması nedeniyle,
depresyonlu çocukların yakından izlenmesi ve tedavi edilmesi büyük önem
taşır. Depresyon geçirenlerde, yaşadıkları bu olumsuz duyguyla baş etmek
için alkol ve madde kullanımı sıktır. Tedavide anidepresan ilaçların
kullanılması gerekir. Antidepresan ilaçların etkisi 2-3 hafta içinde
başlamakla birlikte tedavinin ortalama 3 ay içinde en etkin düzeye
geldiği söylenebilir. Ancak kişi düzeldikten sonra da en az 6 ay süreyle
bu ilaçların kullanımı gerekir (dolayısıyla ortalama 9 aylık bir
kullanım gerekir). Antidepresan ilaçlar bağımlılık yapmazlar.
ANKSİYETE
Anksiyete ise bunaltı, kaygı, endişe, huzursuzluk anlamında kullanılan
bir kavramdır. Anksiyeteli bir kişi sürekli kötü bir şey olacak hissini
yaşar. Terleme, çarpıntı, nefes alamama, göğüs ağrısı, ellerde ve
ayaklarda uyuşma, yanma ya da soğuma gibi belirtiler yaşar. Anksiyete
ataklar halinde gelebilir, ya da tüm gün devam eder. Alkol ya da madde
kullanımı anksiyeteyi azalttığı için, birçok anksiyeteli kişi madde
kullanımını bir başa çıkma yolu olarak görmektedir.
Anksiyete sorunu olan kişilerde alkol ya da madde kullanımı sıktır.
Anksiyete bozukluklarının tedavisinde de antidepresan ilaçlar, ya da
rahatlatıcı bazı ilaçlar kullanılmaktadır. Anksiyete giderici bazı
ilaçların bağımlılık yapabileceği unutulmamalıdır. Rahatlama
tekniklerinin de öğretilmesi, anksiyete sorununu azaltmaktadır.
DİKKAT EKSİKLİĞİ
HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU
Dikkat
Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) aşırı hareketlilik, dikkat
sorunları ve istekleri erteleyememe belirtileri ile ortaya çıkan
psikiyatrik bir bozukluktur. DEHB erken yaşta belirir. Çocukların
yarısında bozukluk buluğ çağında kendiliğinden kaybolur. Çocukların
%25’inde ise ciddi belirtiler devam eder. Yani DEHB sadece çocuklarda
görülen bir hastalık değildir.
Bir
çocuğa dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı koyabilmek için
belirtilerin yedi yaştan önce başlamış olması, birden fazla ortamda
görülmesi, sürekli ve kişinin günlük yaşamını etkileyecek boyutta olması
gerekir. Dikkat eksikliği, dikkat süresinin ve yoğunluğunun bireyin
yaşına göre daha az olması durumudur. Bu sorunu taşıyan kişiler belirli
bir noktaya odaklanmakta güçlük çekerler ya da dikkatleri kolayca
dağılır. Dağınık ve unutkandırlar, sık sık eşya kaybederler. Dikkat
süresi ve yoğunluğu, her yaşta farklıdır.
Temel
olarak üç özelliği vardır:
-
Dikkat eksikliği ön planda olan tip: Bu tiptekiler dikkatlerini
yoğunlaştıramazlar. Bir işi bitirmeden diğerine başlarlar.
Organizasyon becerileri zayıftır. Sık sık eşya kaybederler.
-
Aşırı hareketlilik önde olan tip: Hareketlilik ve dürtüsellik ön
plandadır. Ele avuca sığmayan, kıpır kıpır, sıklıkla kavgacı,
dürtüsel, atak, sırasını beklemeyen, soru tamamlanmadan cevap veren
çocuklardır. Bunların yanı sıra dersi dinlememe, ödevlerini yapmama,
derslerde başarısızlık, sıklıkla başkalarının sözünü kesen, sonunu
düşünmeden tehlikeli davranışlarda bulunmak gibi durumlar
gözlenmektedir. Bu tiplerde kazalar ve yaralanmalar nadir değildir.
Genelde düşünmeden hareket ederler. Sonucunun ne olacağını
düşünmezler. Davranışlarını tam anlamıyla planlayıp kontrol
edemezler.
-
Hem hareketliliğin hem de dikkat eksikliğinin aynı şiddette
gözlendiği tip: Hem dikkat eksikliği hem de aşırı hareketlilik
dürtüsellik belirtileri tanı alacak kadar şiddetlidir. En sık olarak
görülen tip birleşik tiptir. DEHB olan çocuklara ilişkin pek
bilinmeyen bir unsur da bu çocuklardan bazılarının tam tersine ilgi
duydukları bir şeye aşırı derecede ilgi bağlayabildikleridir.
Bilgisayar oyunları bunun güzel bir örneği sayılabilir. Bu tanıyı
alan kişilerde belirtilerin tümünün olması gerekli değildir. Bir
kişide sadece dikkat sorunları ya da sadece aşırı
hareketlilik-dürtüsellik belirtileri görülebilir. Kız çocuklarının
sıklıkla ilk grupta, yani dikkat eksikliği grubunda, erkek
çocukların ise sıklıkla ikinci grupta yani hareketlilik ve
dürtüsellik grubunda yer alığı gözlenmektedir. DEHB olan çocuklarda
madde kullanımı ve bağımlılığı sık karşılaşılan bir sorundur.
PSİKOLOJİK TRAVMA
Çocuk
istismarı, ihmali, ensest, şiddete maruz kalma, işkenceyle karşılaşılan
kişilerde ortaya çıkan ruhsal soruna psikolojik travma adı
verilmektedir. Psikolojik travmalar, sokakta yaşayan çocuklar arasında
çok sık görülen sorunlardan birisidir.
Çocuk
istismarı, genel olarak 18 yaşın altında bulunan çocuklara karşı aktif
olarak girişilen ve onların fiziksel, duygusal ve toplumsal
gelişmelerini zedeleyen her türlü eylem olarak tanımlanırken; çocuk
ihmali de çocukların beslenme, bakım, gözetim ve eğitim gibi
ihtiyaçlarının karşılanmaması durumu olarak ele alınır. Çocuk istismarı
ve ihlali fiziksel, cinsel ve duygusal boyutlarda görülebilmektedir.
-
Fiziksel istismar bir çocuğun gelişim ve fonksiyonlarında sürekli
bozukluklar ve yaralanmalara neden olan, çocuğa acı veren ve kaza
dışı meydan gelen, çocuğa yönelik şiddet olarak tanımlanabilir.
-
Cinsel istismar, cinsel tatmin amacıyla bir yetişkinin güç
kullanarak, tehdit ederek, zorla cinsel olgunluğa ulaşmamış çocuk
ile cinsel ilişkiye girilmesidir. UNICEF yetişkinlerin cinsel doyum
için çocukla ilişki kurması, para için fuhuş ve pornografiye
yöneltilmesini cinsel istismar olarak tanımlamıştır.
-
Duygusal istismar ve ihlal çocuğun nitelik, kapasite ve arzularının
devamlı kötülenmesi, sosyal ilişki ve kaynaklarla ilişkiden yoksun
bırakılması, çocuğun sürekli olarak insan üstü güçlerle, sosyal
açıdan ağır zararlar verme veya terk etme ile tehdit edilmesi,
çocuktan yaşına ve gücüne göre olmayan taleplerde bulunulması ve
çocuğun, topluma aykırı düşen çocuk bakım yöntemleri ile
yetiştirilmesidir.
Ensest
aile içi yaşamında ana-baba figürüne, gücüne ve otoritesine sahip
kişilerin, çocuğu cinsel anlamda taciz etmesidir. Ensestin bir diğer
tanımı ise her türlü sözlü, sözsüz, fiziksel ve görsel erotik hareket
veya aile üyeleri arasındaki evli olanlardan başka üyelerin bu şekilde
davranışlarının olmasıdır. Fiziksel şiddete uğrama (polis ya da
sokaktaki kişiler tarafında dövülme), işkenceye maruz kalma, tecavüze ya
da cinsel taciz tacize uğrama ve yakın arkadaşlarının ölümü gibi
travmatik olaylarla karşılaşmaktadırlar.
Bu
travmatik olaylar, kişide travma sonrası stres bozukluğu adı verilen bir
tabloya yol açabilir. Travmaya bağlı görülen ruhsal sorunlar, madde
kullanımının önemli nedenlerinden birisidir. Genç, bu olumsuz anları
unutmak için madde kullanımını seçmektedir. Bu nedenle travmaya bağlı
oluşan sorunların da tedavisi, madde bağımlılığının tedavisinde önemli
bir adımdır.
ÖFKE VE BAĞIMLILIK
Bağımlılık ve öfke birbiri ile etkileşim içinde olan iki kavramdır. Öfke
bağımlılığının artmasına, bağımlılıkta öfkenin kontrolsüzlüğüne yol
açmaktadır. Böylece bir kısır döngü oluşmakta ve her iki durum birbirini
beslemektedir. Madde kullananların çoğunda öfke kontrolünde bir eksiklik
saptanmaktadır. Öfke kontrolü, kişinin bağımlılığını da kontrol altına
almasını kolaylaştırmaktadır. Bu nedenle öfke kontrolü, madde
kullanıcılarının tedavileri için önemli bir gerekliliktir.
Öfkenin kontrol edilememesi, relapsı (tekrar madde kullanmaya başlamayı)
tetiklemektedir. Kişiler öfke ve relaps döngüsünün tetikleyicilerini
yani davranışsal, düşünsel, duygusal ve fiziksel belirleyicilerini
tanımlayamadıkça, bu döngünün önüne geçmek oldukça güçtür.
Öte
yandan öfkenin ortaya çıkışı ile relapsın ortaya çıkışı arasında da
benzerlik vardır. Her ikisi de gelişmeden önce bazı sinyaller verir. Bu
sinyallerin fark edilmesi ortaya çıkmalarını engelleyecektir. Öfke ve
relapsın tetikleyicilerin etkisi çıngıraklı yılan örneği ile
anlatılabilir. Çıngıraklı yılan hiçbir zaman kışkırtıcı bir şey olmadan
saldırıya geçmez. Saldırıya geçmeden önce bunun sinyallerini mutlaka
verir. Önce tıslar, tehdit devam ederse çıngırağını sallamaya başlar,
eğer bu da tehdidi durdurmaya yeterli olmazsa saldırıya geçer.
Relaps
ya da öfke öncesi ortaya çıkan belirtileri tanımakta relapsı ya da
öfkeyi önleyebilir. Öfke ve bağımlılık zaman içinde kişi için olumsuz
sonuçlar doğurmaktadır. Kişinin ruh sağlığı, çevresi ile olan ve
bireysel ilişkilerinde sorunlar oluşmakta ve özgüven eksikliği ortaya
çıkmaktadır. Kişi öfke kontrolsüzlüğü ya da madde kullanımını tetikleyen
düşünce ve diğer etkenleri tanır ve yeni beceriler geliştirir ise
davranış, düşünce ve duygularında değişiklik yapabilmesi olasıdır. Öfke
kontrolsüzlüğü ya da madde kullanımı olan kişilerin çocukluk
yaşantılarını ve yetişkin yaşantılarını iyice düşünüp ortaya koymaları
gerekmektedir. Bu durumda odaklanılan, kişinin duygu ve düşüncelerinin
arkasındaki utanma, acı, korku ve inkar duvarını yıkarak, kendisini
değiştirmesine yardımcı olmaktır. |