| |
Son günlerde eroine bağlı ölüm olayları arka arkaya gelince,
zihnimizin arkalarına attığımız ve görmezden gelmeyi tercih
ettiğimiz uyuşturucu sorunu, yine ülkenin gündemine girdi.
Bağımlılık alanında çalışanlar için hiç yabancı olmayan bu
acıların ve ölümlerin toplumsal yansıması, izlemeye ve yorumlamaya
değer veriler sunuyor bize. Bu yansımaları değerlendirmek,
bize sorunla uğraşmak ve çözmek için önemli ip uçları verebilir.
Eski manken bir genç kızın ya da bir doktorun kızının ölümü,
olaya nereden bakarsanız bakın, basın için iyi bir haberdi.
Bu haberin toplumsal bir sorun haline getirilmesini ise basının
becerisi olmasından çok, toplumun öznel korku nesnelerine
olan merakıyla açıklamak daha mümkün gözüküyor. "Haber"in
işleniş tarzı da, içsel yansıtmalarımıza iyi birer örnek oluşturuyordu.
Yaklaşık bir ay önce ölen diğer eroin bağımlısı genç kızda
olduğu gibi, bu yeni ölüm olayında da haber, en azından birkaç
gazetede "arkadaş kurbanı" yorumuyla yer aldı. Gerçekten bu
insanlar arkadaş kurbanı mıydılar? Aslında bu gençlerin önemli
bir kısmı, arkadaşlarını kendilerine benzer kişiler arasından
seçiyorlar. Farklılıklarını, acılarını, zevklerini, dışlanmışlıklarını
kendilerine benzer gruplar için eritebiliyor ve böylece mutlu
olabiliyorlar. Böyle bir arkadaş grubu içinde kurban ile zanlının
kimliğini belirlemek zordur. Ama onun arkadaş kurbanı olması,
herkesi rahatlatır. Çünkü bu tip arkadaşlar, Bizim çocuklarımızın
öyle bir niyetleri hiç yokken, çocuklarımızı baştan çıkarabilir!
Hatta bir anne, baba olarak, toplum olarak ya da devlet olarak
bizim bu olayda bir eksiğimiz, suçumuz da yoktur! Her şeyin
suçlusu "o" arkadaştır! Öte yandan, arkadaşlarını "kötü" yola
düşüren bu zanlının da aslında bir "arkadaş kurbanı" olduğunu
söyleyecek birileri de muhakkak çıkacaktır.
Olaya bir başka cepheden bakanlar ise, uyuşturucu sorununun
emperyalizmin ülkemize bir oyunu olduğu savını ileri sürüyorlar.
Bu görüşe göre, emperyalizm ülkelere uyuşturucu sorununu sokarak
onları ele geçirmektedir. Çinin tarihindeki afyon savaşlarının
dünya tarihinde emperyalizmin en iyi örneklerinden birisini
oluşturduğu söylenebilir. Ancak günümüzde, ülkemizdeki uyuşturucu
sorununu tümüyle emperyalizme bağlamak, toplum ya da anne-baba
gibi önemli etkenleri temize çıkarmaktan başka bir işe yaramaz.
Yıllar önce metadon adındaki ilaç konusunda da öyle yaptık.
O dönemde, metadonun ABD'nin bir oyunu olduğu ve ülkemize
girmemesi gerektiği metadon karşıtı bir cephe tarafından dile
getirilmişti. Metadon karşıtı cephe, bunun ilaç firmalarının
oyunu olduğunu ileri sürmüştü. 40 litresi 9 dolar olan bu
ilacın bir firma için karlılığını anlamak mümkün olmasa da,
bu savlar bağımlılık ile ilgilenmek istemediğini söyleyen
psikiyatristlerden tutunda, gazetelerin köşe yazarlarına varıncaya
kadar geniş bir cephede cengaverce savunuldu ve sonuçta metadon
konusu "komisyona havale edilerek" unutuldu. Ama belki geçen
hafta ölen genç kız, metadon kullanıyor olsaydı, bugün hayatta
olacaktı.
Bir başka kesimin ise, uyuşturucu sorununu aile yapımızın
bozulmasına bağlama eğilimi gösterdiği dikkatimi çekti. Bu
yazılarda, geleneklere olan bağlılığımızın kuvvetlenmesi gerektiğine
vurgu yapılıyordu. Ülkemizin, son 20 yıl içinde geniş aile
yapısından çekirdek aile yapısına doğru hızlı bir evrimleşme
süreci geçiriyor. Aile yapısı bozulmuyor, evrim geçiriyor.
Bunun en önemli nedeni ise, kentleşmenin artışı. Kentleşme
arttıkça aile evrim geçirecek, küreselleşme egemen oldukça
yabancılaşma artacak. Hem kentleşip, hem de aile yapısını
korumak mümkün değil. Uyuşturucu kırsalın hastalığı değil,
kentin bir türlü kabuk tutmayan yarasıdır.
Yine haberlere göz attığımızda, gazetelerde her iki gence
de eroin satan kişinin aynı olduğu bildiriliyor ve bu kişinin
resimleri yer alıyordu. Bu karanlık ruhlu, vicdansız adam,
masum gençlerin kanına girmişti! Kendimizi aldatmayalım. Kimse,
kimseye zorla bu maddeleri vermiyor. Durup, dururken bu gençler
madde kullanmaya başlamıyor. Bu gençlerin madde kullanmadan
önce madde kullanımına yatkın davranışlar gösterdiği, gözü
yaşlı anne babalarındaysa ciddi hataların olduğu aşikar. Bu
yazının amacı kimseyi yargılamak değil. Sadece, yanlış ip
uçlarını takip etmeyi önlemek. Bir dönem, okulların önünde
satılan simitlerin ya da sakızların içine uyuşturucu konduğu
paranoyası toplumsal bir yayılım göstermişti. Uyuşturucu satıcısı
niye geçimini sağlayacak uyuşturucusunu simide koyup, heba
etsin ki!. Farz edelim, simide eroin kondu. Genç, bu simidi
yediği zaman içinde ne olduğunu bilmediği için, olsa olsa
simit bağımlısı olabilir. Bugüne kadar binden fazla bağımlı
ile görüşmüş biri olarak, hiç simitten ya da sakızdan dolayı
bağımlı olana rastlamadığımı belirtmek isterim.
Suçladığımız daha pek çok şey var. Popüler kültürden, gazetelerin
özendirmesine, araştırma anketlerinde uyuşturucu adı geçtiği
zaman gençlerin akıllarının çelineceklerine kadar. Gençleri
salak yerine koyan bu savlarla aslında kendimizi rahatlamaya
çalışıyoruz. Kendimizi rahatlatma çabasından vazgeçsek iyi
olacak. Kendimizi rahatlatmaya uğraşırken, olayın özünden
uzaklaşıyoruz. Öcüler yaratıp, bu öcülerle savaşa savaşa enerjimizi
tüketiyoruz. Yarattığımız öcülerle uyuşturucuyu hafife aldıkça,
onu azdırıyoruz. Olayın sosyolojik, psikolojik, biyolojik
ve kültürel boyutlarını korku nesneleri yaratmadan kabullenmeyi
öğrenmemiz gerek. Ülkenin toplumsal gelişim sürecini ve gittiği
yeri iyi irdelememiz gerek.
Radikal Gazetesi Pazar ekinde yayınlanmıştır... |