A     

 

  “SOKAK ÇOCUĞU” SORUNU!
   
 

Sorunun adını koymak lazım. “Sokak çocuğu” diye kısaltarak, annesiz ve babasız kıldığımız sokakta yaşayan çocuklar, nasıl bir sorun? Kimine göre bir güvenlik sorunu, kimine göre ekonomik, kimine göre tıbbi bir sorun. Yoksa hukuki ya da psikolojik ya da ailevi bir sorun ya da eğitim sorunu mu? Tam Nasreddin hocalık bir durum. Doğru yanıt, genellikle çoktan seçmeli sorularda yer alan son şık, yani “hepsi” olacak.

Sorun, birçok alanı ilgilendiriyor. Böyle kapsamı alanı geniş tüm sorunlarda olduğu gibi, çözümün de karmaşık olması doğal. Bu karmaşıklık kimi zaman toplumda ”biz bunu çözemeyiz” gibi bir “aşağılık kompleksi” yaratabiliyor. Ancak buradaki asıl “kompleks”, kişinin sadece kendi penceresinden bakarak, özümsediği ve yaşama ekseni olarak belirlediği teorilerin esiri olarak sorunu çözmeye çalışmasında yatıyor. Eğer soruna sadece ekonomik diye bakarsanız, tıbbi ya da hukuki yanını ya da diğer yanlarını atlamış olursunuz. Soruna tıbbi  diye bakarsanız güvenlik ya da diğer yanları kapanır gider. İstediğiniz pencereden bakmak sizi rahatlatabilir, ama sorunu derinleştirmekten başka bir işe yaramaz.

Bu kadar karmaşık bir sorunda “her kafadan bir ses” çıkması da doğal. Ancak bu kafalardan çıkan seslerin topu başkasına atma çabası taşıması, karşı tarafa sadece eziyet getiriyor. Karşı taraf “refleks” olarak diğerlerini suçlamaya başlıyor. Sonunda, ortalıkta uçuşan sözlerden oluşan bir “toz duman” görüntüsü oluşuyor. Bu toz, bu duman gözlerimizi yaşartıyor, hiçbir şey göremez hale geliyoruz. Bu kargaşa içinde sokakta yaşayan çocuklar bir o yana, bir bu yana kaçışıyorlar ve biz göz yaşlarımızı onlar için döktüğümüzü, onlara ağladığımızı sanıyoruz.

Taşın altına herkesin elini sokması gerekiyor. Öyle “ucuz” kahramanlık yok! Varoşlardan kente inme cesaretini gösteren ve topluma hiçbir borcu olmayan hatta toplumdan yüklü alacakları olan çocuklar bunlar. Tatlı düzenimize limon sıkan, yüzümüzü buruşturtan çocuklar bunlar. Hem de düzenin tam içinden çıkan, düzeni bizden iyi kullanan çocuklar. Daha kentli, kişisel çıkarlarını daha iyi bilen çocuklar.

Romantizmin gözü kördür. Romantik hisseder, olanı değil yarattığını görür. Hislerimizle hareket etmenin en tehlikeli olduğu yol, sokakta yaşayan çocuklar sorunu. Bu yolda hislerimizle ilerlemek, vicdanımızı rahatlatmaktan başka bir işe yaramaz. Halbuki bu yol, hislerimizle bitmeyecek kadar uzun bir yol. Hislerimiz, bu yolda bilgimiz ve mantığımızın motivasyonu olabildiği sürece yolun sonunu görme şansına sahip olabiliriz.

Kaç kişi bilir, bilemiyorum. Ama bugün İstanbul’da bu çocuklar için yüzlerce yatak kapasiteli kurumlar var. Ama tamamen dolu değiller. Çocuklar sokakta, kurumlar boş. Kurumlar mı kötü? Hayır, sokak cazip! Çocuklar kurumda durmuyorlar. Bu sadece bizim sorunumuz da değil, Mexico City veya Rio’da da aynı. Kurumlar cazibelerini artırma çalışıyorlar, en büyük çabaları çocukları kurumda tutmaya çalışmak. Çocuklar kaçıyor diye, kurum çalışanlarının soruşturmaya uğradığını kaç kişi biliyor? Beklenenin  tam tersine, çocuklar kurumun değil, kurumlar çocukların peşinde!

Sokağın cazibesi gerçekten çok yüksek. Çocuk kendisini sokağa ait hissediyor. Onlar bir aile. Belki bir sokak liderinin korkusuyla ailenin bir parçası olmak için kaçıyor, ya da bir suç örgütünün başının korkusundan. Ya da özgürlüklerini asla feda edemiyorlar.

Bu konuyu böylesine garip kılan, sorunun karmaşıklığından. Aynı anda birçok alanı ilgilendirmesi, aslında tüm bu alanlarda başarısız olduğumuzun bir göstergesi. Eğer sokakta yaşayan çocuklar sorunu hukuki, sosyal, kültürel, ekonomik, eğitim, ailevi, tıbbi, güvenlik vb gibi alanları kapsıyorsa, aslında bizim tüm bu alanlarda sınıfta kaldığımız da aşikar. Çözüm bu alanlardaysa, neden de buralardan kaynaklanıyor demektir. Buralarda sorun olmadan, sokakta yaşayan çocuk sorunu olamaz, doğamaz.

Korkmak ve kaçmak sorunu çözmüyor. Ahkam kesmek ise, bu alanda çalışanları güldürüyor!

İstanbul, 2004

 
 
 
 
 
 
 
 

YENİDEN  Derneği

BATEM

Yaşamla Dans

Bağımlılık Bilgi Merkezi

Bağımlılık Önleme Merkezi