| |
Son günlerde bir genç kız yüksek doz eroin kullanımına bağlı
olarak yaşamını kaybetti. Doğal olarak bu haber yine gazetelerin
üçüncü sayfalarında ve televizyon haberlerinde yer aldı. Belki
1995 yılında bir gencin ölümünü takiben yaşanan büyük dalgalanmalar
olmadı ama yine de bu ölümün birçok habere konu olacağı aşikar.
Her ölümden sonra gündemimize giren uyuşturucu konusunda gerçekten
ne biliyoruz, haber yazmaktan ve okumaktan başka ne yapıyoruz?
Aslında bu alanda çalışanlar, uyuşturucu sözcüğü yerine
"madde" sözcüğünü tercih ediyorlar. Bunun en önemli nedeni
ise, artık dünyada ve ülkemizde kullanılan bağımlılık yapıcı
maddelerin bir kısmının uyuşturuyorsa, diğer bir kısmının
uyarıyor olması. Bu yazıda da genel olarak madde sözcüğünü
tercih edeceğiz. Adı ne olursa olsun, genç insanlar bu maddeleri
kullandıkları için ölüyor. Peki ama neden ölüyorlar? 1990'lı
yılların sonunda yaptığımız bir karşılaştırma, aslında bize
önemli ipuçları veriyor. O yıllarda İstanbul'da eroin yüksek
dozuna bağlı olarak oluşan ölümlerin sayısını, Amsterdam'da
aynı yıl içinde eroin yüksek dozuna bağlı oluşan ölüm sayısından
daha yüksek olduğunu bulmuştuk. Sokaktan geçen yüz kişiye
"dünyanın uyuşturucu merkezi neresi?" diye sorsak, herhalde
99'u Amsterdam yanıtını verirdi. İstanbul'da madde kullananların
oranı Amsterdam ile karşılaştırılamayacak kadar düşük olmasına
rağmen, neden ülkemizde ölümler daha fazla? Çünkü biz madde
bağımlısı gençlerimize iyi bakamıyoruz. Kullandıkları maddeyi
bırakmayı şart koşuyoruz ama bunun karşılığında onlara sadece
acıma ve üzülme duygularımızı veriyoruz. Halbuki bugün dünyada
eroin kullanıcıları için çok çeşitli ilaçlar var. Bunlar arasında
metadon, buprenorfin ve naltreksonu sayabiliriz. Ancak bu
ilaçlar ülkemizde yok, çünkü önceki yıllarda bu alandaki tıbbi
tedavileri ideolojik tartışmalarımıza kurban ettik. Yaşamlarında
eroin kullanıcısı görmeyen, eroin kullanan bir hastasının
ölümüne şahit olup, acısını çekmeyenler, tartışmalarda kendilerini
tatmin ettiler ama aynı zamanda birçok eroin bağımlısının
da ipini çekmiş oldular! Bakanlıkta yıllardır bekleyen yönetmelik
ise, sonunda çıkmak üzere. Bekleyeceğiz, göreceğiz ama umarım
bu arada üzülmeye devam etmeyiz.
Ülkemizde madde kullanımı birçok ülkeyle karşılaştırıldığında
oldukça düşük oranlarda. Örneğin 15-17 yaş grubunda yaşam
boyu en az bir kez uçucu madde kullanımı %6, esrar kullanımı
%3-4, ecstasy ve eroin kullanımı %1,5 civarında. Yüzde olarak
madde kullanım oranlarımız düşük olmakla beraber, ülkedeki
genç nüfus göz önüne alındığında küçük yüzdelerin büyük rakamlar
oluşturabileceğini de hatırlamak gerekiyor.
Bu araştırmaları yapıp yayınlamanın da suç olduğunu, önceki
yıllarda "halkı paniğe sevk" ettiğimiz gerekçesiyle hakkımızda
açılan soruşturma sonucu öğrendik. Araştırmayı okumadan yorum
yapan bilim adamları (!) tarafından "abartmakla" suçlandık.
Tüm bunlar aslında bizim uyuşturucu, uyarıcı maddelere bakış
açımızı yansıtan birer örnek olay olarak verilebilir. Bu alanda
çalışmak isteyen ve çalışan uzman sayısının düşüklüğü (herhalde
tüm ülkede yüz kişiyi geçmez) buna iyi bir örnektir. Madde
kullanıcıları ile sık karşılaşan meslek gruplarından psikolog,
psikolojik danışman veya sosyal hizmet uzmanı yetiştiren üniversitelerimizde
, bağımlılık ile ilgili ders ya da bu konuda ders verebilecek
hoca sayısı ne kadar acaba? Bu sorunun yanıtı, bizim bu konudaki
samimiyetimizi gerçek anlamda gösterecek bir ölçüt olabilir.
Bir yanda konuyla ilgilenmek istemeyen uzmanlar varken, öte
yanda konuyla ilgilenmeye hevesli birçok insanı da görebiliyoruz.
Bu noktada "uyuşturucunun" iyi bir reytingi olduğunu kabul
etmek gerekiyor. Madde kullanımıyla ilgilenmek toplumda ilgiyi
çekmek, medyada yer almak ve popüler olmak için fırsatlar
yaratmaktadır.
Ülkemizde kent nüfusu artıyor. 80'li yıllardan sonra başlayan
acımasız toplumsal gelişim süreci, insanların ve toplumun
yaralarını artırdı. Bu gelişmelerin acı meyvelerinden biri,
tüm dünyada olduğu gibi madde kullanımı. Küreselleşmenin ülkemizi
etkilediğine inanıp, madde kullanımının yaygınlaştığına inanmamak
bilgisizlikten öte, iflah olmaz muhalefet tutkunluğudur. Madde
kullanımı toplumsal bir sorundur. Ekonomik ve sosyal yapıyla
birlikte, büyümekte ve beslenmektedir. Madde kullanımı, iddia
edildiği dinle önlenebilir bir olgu da değildir. Eğer öyle
olsaydı, Mısır ve İran'da esrar kullanımı bu kadar yaygın
olmazdı.
Genelde herkesin merak ettiği, "uyuşturucu kullanan kişiyi
nasıl anlarız?" sorusu oluyor. Tespit etmek ve yakalamak amacını
güden bu sorunun yerine, nasıl önleriz sorusunu sormak gerekiyor.
Önlemek deyince, iki önemli hatadan söz etmek gerekiyor. Bunlardan
birincisi, "uyuşturucudan söz etmek, uyuşturucu kullanımı
artırır" düşüncesi ya da aslında bir tür korku. Bu korkuya
sahip olanlar konunun hiç konuşulmamasından, hasır altı edilmesinden
yana. Bir dönem araştırma yaparken, ankette sorulacak sorular
içinde eroinin adının anılmaması istenmişti. Böylece anketi
yanıtlayacak gençlerin aklına eroin girmeyecekti, ya da bir
başka deyişle onlara eroini öğretmeyecektik. Sormadan eroin
kullanım sıklığını nasıl anlayacaktık, onu da bir türlü öğrenemedik!
Bu korkuya sahip yöneticiler, aslında gençlerin bu konuda
ne kadar bilgili (daha doğrusu ilgili) olduğunun farkında
değiller. "Benim okulumda böyle şeyler olmaz" diyen ve önleme
çalışmalarına engel olan idareciler, aslında "böyle şeyler"
olmadan önleme yapılmasının gerektiğinin farkına bir varabilseler!
Onlarla aynı düşüncede okul idarecileri ise, madde kullanan
gençlerin eline tasdiknamelerini veriyorlar ve okuldan atıyorlar.
Böylece okullarını "uyuşturucu belasından" kurtarıyorlar!
Okulu bu yöntemle kurtarmanın imkansızlığının yanında, madde
kullanan çocukları toplumun dışına terk edip, marjinalize
olmalarını sağlıyorlar. Halbuki tam tersine, bu çocukların
okul sistemi içinde tutulması, bilimsel yaklaşımlarla mücadele
edilmesi ve kazanılması gerekiyor. Önlemede bir diğer hata
ise, önlemeyi hafife almak. Bir salona 500-600 genci doldurmak,
bir uzman ve bir ünlü kişiyi getirtmek, çocuklara bu kişileri
zorla dinlettirmek. Bu yöntem kolayından ve ucuzundan bir
vicdan temizliği.
Önleme, oldukça ciddi yöntemlerin kullanılmasını gerektiren
bir uygulamalar bütünüdür. Hiç madde kullanmayan gençlerin
madde kullanmasını önlemek, yani "birincil önleme" oldukça
geniş toplumsal kesimleri ve farklı paradigmaları kapsaması
gereken, sonuçlarının ölçülmesi güç, uzun süreli ama zorunlu
bir uygulama. Yaşamında birkaç kez madde denemiş ama bağımlı
olmayan gençlerin madde kullanımını bırakmasını ve devam etmemesini
sağlamak ise "ikincil önleme". İkincil önleme için, bu konuda
bilgili çok sayıda meslek elemanına gereksinim var. İkincil
önleme, madde bağımlılığının önlenmesinde oldukça etkili ve
önemli bir yoldur, çünkü kişi bağımlı olduktan sonra bağımlı
olduğu maddeyi bırakması oldukça güç olmaktadır.
Madde bağımlısı olan ve bırakamayanlara ise zarar azaltma
adını verdiğimiz, yöntemlerin uygulanması gereklidir. Böylece
bu genç insanların hastalıklardan korunması, kendilerine ve
topluma zarar vermelerinin azalması ve sonuç olarak hayatta
kalmaları sağlanabilecektir. Bu yöntemler, pragmatik ama bir
o kadar da insanidir.
"Uyuşturucu" sorununa, toplumsal ve tıbbi boyutta, gerçekçi,
bütünsel ve bilimsel yöntemlerle yaklaşılması gerekir. "Uyuşturucu"
efsane değil, bir gerçektir.
Radikal gazetesinde yayınlanmıştır. |