|
Alper
Aksoy, Kültegin Ögel, Sevil Taner
***Müzik ve
uyuşturucu belgeselini seyretmek için www.yeniden.org.tr sitesinde
yayınlar bölümünde filmleri tıklayın...***
Müzik,
tarihin ilk günlerinden beri insanın yanında. Uyuşturucu da yine
insanlık tarihi kadar eski. Uyuşturucu ve müzik birbirlerine “yol
arkadaşlığı” yapmışlardır. Müziğin kendisinin, şarkı sözlerinin ve
müzisyenlerin, uyuşturucuyla tanışıklıkları oldukça fazladır. Tarih
boyunca müzik ve uyuşturucu arasında ciddi birliktelik ve benzerlik
görüyoruz. Dini törenlerde birlikte kullanıldılar. Günümüzde ise her
ikisi de bir eğlence aracı.
Her
ikisi de kendinden geçmek, “kafayı bulmak”, günlük sıkıntılardan
uzaklaşmak, acılardan ve gerçeklerden kaçmak ve rahatlamak amacıyla da
kullanılır. Müzik de, uyuşturucu da ticaretin birer güçlü aracıdır.
Müziği de uyuşturucuyu da satanlar büyük karlar elde etmiştir. Gençlik
döneminde her ikisine karşı büyük tutku vardır. Ebeveynler çocuklarının
dinlediği müziği beğenmezler, sesini açmalarından rahatsız olurlar.
Uyuşturucu kullanımı da ebeveynlerin çocukları için duydukları en büyük
korkudur. Her ikisi de gençlerle ebeveynler arasında büyük çatışmaların
öznesidirler.
Müzikte uyuşturucu
Müzisyenler
uyuşturucu ile ilişkilerini şarkılarında dile getirmişlerdir. Bob Dylan
kişisel özgürlük ve kaçış arayışını Mr. Tambourine Man isimli şarkıda
anlatmıştır, Billy Idol Heroin isimli bir şarkı yapmıştır, Guns and
Roses’da Brownstone isimli şarkıda uyuşturucudan söz eder. Marilyn
Manson uyuşturucuları sevmediğini, uyuşturucuların onu sevdiğini
anlatan bir şarkı yapmıştır, Jefferson Airplane’in White Rabbit isimli
şarkısı da uyuşturucuya övgüler düzer…Moonspell’in afyon şarkısında
uyuşturucuyu anlatır… “Cure for pain” yani “acı için tedavi” şarkıyı
söyleyen grubun adı ise Morphine’dir…
Rockstar ve uyuşturucu
Charlie
Parker yani “Bird” ergenlik döneminde geçirdiği bir trafik kazası sonucu
hastanede yatarken morfine, daha sonra alkol ve eroine bağımlı olmuştu.
Charlie Parker yüksek doz eroinden öldü. Elvis Presley, durmadan
konserler verme ve sürekli yollarda olmayla ile baş etmek için amfetamin
kullanmaya başladı. Öldüğünde bedeninde 11 değişik uyuşturucu madde
olduğu, ölümünün ise kalp aritmisinden meydana geldiği açıklandı.
Bob
Dylan uyuşturucuyu da karşı çıkışın simgesi olarak kullandı. Ona “LSD
sahnede” denmiştir. Jimi Hendrix, 1970'de Jim Morrison ve Janis Joplin
gibi 28 yaşındayken öldü. Ölüm nedeni, aşırı dozda barbiturat alımına
bağlı kusarak boğulmaydı. Janis Joplin… “pasaklı” ama patlayan bir
yanardağ gibi şarkı söyleyen bu kadın uyuşturucuyu kullanmıyor sanki
uyuşturucunun içinde kayboluyordu. Jimi Hendrix’in ölümünden iki hafta
sonra tekila, diazem ve eroin aşırı dozuna bağlı olarak 28 yaşında
yaşamını kaybetti.
İsmini
Aldous Huxley’in halüsinojen deneyimini anlattığı kitabından alan The
Doors grubununun solisti Jim Morrison’un asi yaşamında alkol ve haplar
büyük yer tutuyordu. Ölümü kalp krizine bağlansa da uyuşturucudan öldüğü
hep söylenegeldi. James Brown’un uyuşturucu yüzünden birçok kez polis
ile başı derde girdi … David Bowie protestin bir simgesiydi. Önceleri
kokain ile adı özdeşleşen Bowie uyuşturucuyu bıraktı. 22 yıldır alkol ya
da uyuşturucu madde kullanmıyor.
Iggy
Pop “hızlı yaşa genç öl” tarzını benimsemişti. Uyuşturucu bağımlılığı
yüzünden tutuklandı ve tedavi gördü. Beatles üyelerinin uyuşturucu
bağımlısı olduğuna dair aşikar belirtiler yoktur. Ancak uyuşturucuyla
ilişkilerinin olduğu da anlatılır. Bu konuda anlatılan öykülerden
birisinde, bir partide Beatles üyeleri LSD kullandıktan sonra grubun
George Harrison’un evine gelmesi, Lennon’un LSD etkisi altında
Harrison’un evini büyük bir denizaltı olarak görmesi ve bunu sonucu
“Yellow Submarine” isimli şarkıyı yazmasıdır. Yine Beatles hitlerinden
birisi olan “Lucy In The Sky With Diamonds” isimli şarkının adının
LSD’nin baş harflerinden oluşması da bir tesadüf olamaz.
Sid
Vicious liseden atıldıktan sonra Sex Pistols grubunu kurdu. Konserlerde
bedenini kendi kanıyla boyar, uyuşturucu kullanır, ölümüne içerdi. Önce
nancy’i sonra kendisini öldürdü. Eric Clapton, bağımlılığının en kötü
günlerinde eroin alabilmek için gitarlarını sattı. Uzun tedaviler sonucu
uyuşturucuyu ve alkolü bırakabildi.
Bob
Marley’in esrar kullanımı daha çok geleneksel niteliktedir. Marley’in
grubundan ayrılan Peter Tosh ise esrarın serbest bırakılması için
politik çaba sarf etmiştir. Pink Floyd grubunun kurucularından Syd
Barret’ın yüksek dozda LSD kullandığı, buna bağlı psikotik bozukluk
geçirdiği ve gruptan ayrılmak zorunda kaldığı çok iyi bilinmektedir.
Deep purple’ın son gitaristi Tommy Bolin’de eroin aşırı dozundan öldü…
Red
Hot Chili Peppers’in gitaristi Hill Slovak 26 yaşında eroin aşırı
dozundan ölü bulundu. Gitaristin ölümünden sonra grubun vokalisti
Anthony Kiedis de uyuşturucu kullanmaya başladı. Slovak’ın yerine gelen
John Frusciante’de bir eroin bağımlısıydı. Kurt Cobain mide ağrıları
nedeniyle başladığı eroine ciddi derecede bağımlıydı. Yüksek doz eroin
aldıktan sonra intihar ederek, dünyadan elini eteğini çekti.
İSYAN
Rock
Müziği ve uyuşturucunun temel özellikleri, düzene karşı bir tavır
koymalarıdır. Bu apolitik isyan her ikisinin de da temel ögesidir.
Uyuşturucu kullanıcısı düzenin yerleşik kurallarını, yasalarını, genel
toplumsal kabulleri ret eder. İsyanı hip-hop ya da rap müziğinde de
görürüz. Ebeveynlere, topluma ve düzene hakarete varan bu bağırış rock’a
benzer özellikler taşır. Ama meşhur olan, para kazanan müzisyenler,
düzenin imkanlardan yararlanmayı da ihmal etmezler. Zamanla düzenle bir
olurlar.
Kaçmak ve “yolda” olmak
İsyancı için yaşam bir maceradır. Hep bir kaçış halindedir.
Motosikletiyle ya da sırtında bir çantayla yollarda gezer. Aidiyet
duygusu yoktur. Kaçan kişi uzun bir yoldadır. Yolda olmanın
belirtilerini rock ve uyuşturucu için de görmekteyiz.Easy Rider filminde
olduğu gibi… Timothy Leary’e göre LSD tribinde mevcut yaşamsal ve
mekansal bağlarınızdan koparsınız, yeni bir dünya içinde var olursunuz.
Bu, var oluşunuzu anlamanıza yardım edecek bir yolculuğa çıkmanıza yol
açar. LSD kullandıktan sonra ortaya çıkan etkilere “yolculuk” veya
“trip” adı verilmesi de bu nedenledir. Bazı Pink Floyd şarkılarında
olduğu gibi…
Haşin
bireycilik ve maceralarla dolu yaşam tarzı ve yaşamı bir yol olarak
algılama beatnik tarzını oluşturan temel ögelerdir. “Born To Be Wild”
şarkısı bunun için iyi bir örnektir. Baudelaire, kaçışla ilgili
düşünceleriyle de Jim Morrison’u etkilemiştir Morrison da yaşamı boyu
kaçmış, alkol ve uyuşturucular dışında hiçbir şeye bağlanmamıştır. Rock
müzisyenleri, sadece uyuşturucuya bağlanmayı kabullenmiştir.
Her
şeyden kaçılır. Özellikle de acılardan. Travmaların acısının
döndürülmesi, iyi müziğe ve kimi zaman uyuşturucu kullanımına yol açar.
Şiddetli acı ve ondan hiçbir zaman ayrılmayan hazzın doruğuna çıkış rock
şarkıcılarının sahne performanslarında sıklıkla nükseder. Led Zeppelin
solisti Robert Plant’ta bunu çok net görebiliriz.
Rock serttir…
Rock
serttir, erkeksidir, patriyarktır. Acımasızdır, kimi zaman zalimdir.
Uyuşturucu kullanımı da erkeklerde, kadınlara göre daha sıktır.
Uyuşturucu alt kültürü de aldatmayı, kabalığı, yalnızlığı, sertliği
içerir. Müzik yıldızlarının hepsi bir kral ya da kraliçe olurlar
sonunda. Zor çocukluk dönemleri geçiren bu yaratıcı insanların belki de
hedefleri birer kral olmak ve narsisistik yaralanmalardan korunmaktır.
Madde bağımlılarının çocukluk yaşantıları hiç de parlak ve mutlu
değildir. Madde kullandıkları zaman kral onlar olur.
“Rock me” şaman!
Pagan
dansçılarının uyuşturucu otlar aldıktan sonra yeraltındaki dehlizlere ve
mağaralara girdiği ve o şekilde dans ettikleri bilinir. Bunun aslında
bir “club” ortamından pek bir farkı olduğu söylenemez. Rave kültüründe
kitleler, uyuşturucu ve müzik eşliğinde “kabileler” gibi bir araya
gelirler. DJ tören lideridir.
Ergenlik sorunları!
Rock,
ergenliğin müziğidir. Ergenliğin hiperaktivizmini taşır. Ergen gibi
sonunu veya sonrasını düşünemez. Rock müzik dinlemek ergenin
itaatsizliğinin, özgürlüğünü ilan edişinin, isyanının en büyük
göstergesidir. Büyümenin sembolüdür. Çatışmaların dışa vurumudur müzik.
Uyuşturucu da ergenlik çağında başlayan bir hastalıktır. Aile içi
çatışmaların, isyanın, büyümenin bir belirtisi olarak uyuşturucu
kullanımını görebiliriz.
Tarihi baştan yazmak
1950’li
yıllarda Elvis Presley ile rock’ın ilk temelleri atıldı. Gençler
arabalarla dolaşmayı, rahatça flört etmeyi, blucin giymeyi ve sigara
içmeyi bu dönemlerde öğrendiler. Beach boys müzikleri gibi… Ancak bu
özgürlük hareketi uzun sürmedi ve sıkı bir baskı politikası altında rock
ezilip sönükleşti.
Daha
sonraki yıllarda özgürlük ve rock hızlı bir ivme kazandı ama ikiye
bölündü: Rockerlar ve modlar. Modlar, bütün hafta çalışıp hafta sonunu
dans ederek ve amfetamin kullanarak geçiriyorlardı. Kentliliklerini
amfetamin iyi yansıtıyordu. Modlar için The Who ve James Brown birer
vazgeçilmezdi. The WHO’nun bateristi Keith Moon’da uyuşturucudan öldü…
60’lı
yılların başına Amerikan gençliği büyük bir bunalım geçirmeye
başlamıştı. Bunun en önemli nedenlerinden birisi muhakkak ki Vietnam
savaşıydı. O yıllarda yaşanan siyasal gerginlikler ve bunun toplumsal
yansımaları ve sansürler gençliği bıktırdı. Bunun karşılığı “protesto”
oldu. Muhalefetin sözcülüğünü bir müzisyen Bob Dylan üstlenmişti. Bob
Dylan konserleri ayaklanmaya dönüyordu. Dylan muhalefetini ve sistem
karşıtlığını madde kullanımıyla da süsledi.
Bu
dönemde LSD olayları yavaşlatan, derin düşünmeyi ve cemaatleşmeyi
geliştiren, hülyalı bir aleme taşıyan, daha pasif ve uyuşuk kılan,
benlikle dünya arasındaki sınırları bulanıklaştıran bir madde olarak
tercih edildi. Psikedeli çağı böylece başlamış oldu. Psikedeli
romantizme ve zen kültürüne yakın bir kültür oluşturdu. Bir anlamda içe
dönmeyi yansıttı. Çiçeğe, aşka ve tembelliğe inanan hippiliğin de
başlangıç dönemiydi. Vietnama ve ardından soğuk savaşa hep bir isyandı.
LSD’nin yarattığı algı bozukluklarının birer benzeri olan ışık
huzmelerinin yarattığı renk cümbüşlerini konserlerinde psikedelinin
öncüleri hep kullandı. Pink Floyd bu gruplara iyi bir örnek olarak
verilebilir.
Rock
müziğin keskinliğini yitirmeye başladığı dönemlerde punk rock küçük
barlardan doğdu. Punk rock tüm alışkanlıklara, düzene ve tüketime bir
tokat gibiydi. Punk müziğinde saldırganlık ve nihilizm ön plandaydı.
İşte bu dönemde eroin dünya gençliği arasında altın çağını yaşamaya
başladı. “İsyana devam ama mümkünse yok olsak” demek ister gibiydi
gençlik. Sex pistols bunlar için iyi bir örnektir.
Sinirli,topluma yabancılaşmış, 'kaybetmekten' bıkmış ve artık
kaybedecekleri bir şeyin kalmadığına inanan insanlardan oluşan Grunge,
Rock’ın şatafatını ret eden, daha ümitsiz ve karamsar bir müzik olarak
kendini göstermişti. Eroin alışkanlıkları bu dönemde üst düzeydeydi.
90’ların
başında yaşam daha fazla gerçek olmaya başladı. Soğuk savaş bitmiş,
dünya küreselleşme rüzgarının etkisi altındaydı. Her şey tek düzeydi.
Dünya tek bir renge bürünüyordu. Rekabet yaşam tarzını belirlemeye
başlamıştı. Yalnızlık, sosyal izolasyon ve bireyselleşme had safhaya
vardı. Müziğin değişmesinin yanında kullanılan uyuşturucular da
değişmeye başladı. LSD kullanımı 70’li yıllara oranla azalırken ecstasy
kullanımında artma başladı
Tüm
bunlar “rave” adı verilen yeni bir kültürü doğurdu. Techno, acid house
böylece tarihteki yerini aldı. Tek düze ve yüksek hızdaki bu müzik
sayesinde kendinden geçme, uzamsal ve zamansal bağın kaybolması
kolaylaşıyor, farklı bir boyuta geçiş hızlanıyordu. Rave bir anlamda
psikedelik akımın küresel ve narsisistik geri dönüşüydü.
Bu
müziğe eşlik edecek uyuşturucu ecstasy oldu. Techno eşliğinde tek başına
dans eden kişi sosyal izolasyonunu ecstasy’nin sınırları ortadan
kaldırıcı etkisiyle yok etmeye çalışıyordu. Egonun gücü azalıyor, dans
kolektif bir devinim halini alıyordu. Yorulmadan dans etme becerisi
kazanmak diğer bireylerle rekabeti kolaylaştırıyordu. İşte bu yüzden
1900’lü yılların başında keşfedilen ecstasy, toplumdaki yerini 1990’lı
yıllarda alıyordu.
Uyuşturucuların etkisinin geçmesiyle sabaha karşı oluşan kendine gelme
duygusuna eşlik edecek müzik türü ise New Age House, Ambient House ya da
Chill Out’tu. Ambient müzikte amaç dinlenmek ve sakinleşmek değil uçmayı
hissedebilmekti.Bu müziklerle birlikte ecstasy sonrası “yumuşak geçişi
sağlamak” için esrar kullanımı da dikkati çekiyordu.
Tarih
devam ediyor. Müzik ve uyuşturucunun yolculuğu da, toplumsal
gelişmelerin izinde devam edecek ama muhakkak yeni şekiller,
davranışlar, anlatımlar bulacaktır. Ancak uyuşturucuyla, müziğin
ritminin ve melodisinin bozulmasını, peşinden koştuğumuz müzisyenlerin
uyuşturucu yüzünden ölerek bizden ayrılmasını istemiyoruz. Müzik ve
yaşam özgürlüktür…
***Müzik ve
uyuşturucu belgeselini seyretmek için www.yeniden.org.tr sitesinde
yayınlar bölümünde filmleri tıklayın...*** |