A

      Ana Sayfa > Bilgi Merkezi Ana Sayfa  > Meraklısı için > Bilgiler

 

MDMA’NIN PSİKOTERAPİDEKİ KULLANIMI

Derleyen: Anıl Özge Üstünel

MDMA, 1910’lardaki keşfinden sonra psikologlar, psikiyatristler, terapistler, ergenler ve genç yetişkinler gibi birçok değişik grup tarafından farklı amaçlarla kullanılmıştır. 1912 yılında keşfedildiği zaman iştah kesici olarak düşünülmesine rağmen, 1950lerde Amerika’nın kimyasal ilaç araştırmalarında kullanılmış, 1970lerde psikoterapi alanında önem kazanmaya başlamış ve 1980lerden sonra eğlence amaçlı kullanımı yaygınlaşmıştır. MDMA’in insan ile ilgili araştırmalara konu olması, Alexander Shulgin isimli bir biyokimyacının 1965’te MDMA’i yeniden keşfiyle başlar. Shulgin, birçok psikoaktif madde ile çalışıyor olmasına rağmen MDMA’i, mükemmel terapatik ilacı bulma çabasına en çok katkıda bulunan madde olarak tanımlamıştır. Bu yeniden keşif dikkatleri ecstasy üzerine toplar. Alexander Shulgin’in görüşleri, ecstasynin terapatik (tedavi edici) bir araç olarak kullanılması gerektiğini savunan ve pschedelic terapi topluluğu olarak adlandırılan bir grubun düşünceleriyle paralellik göstermiştir. Bu grup pschedelic (zihin açıcı) maddelerle desteklenen terapi metotlarıyla ilgilenen psikiyatrist ve terapistlerden oluşmaktadır.

Psychedelic psikoterapi, sanrı yaratan maddelerin psikoterapatik süreçleri kolaylaştırıcı etkilerinden yaralanılarak yapılan terapidir. Psychedelic bitkiler uzun yıllar boyunca Amazon Havzası, Güneybatı Meksika ve Batı Amerika’da yaşayan birçok topluluk tarafından iyileştirme ve dinsel törenleri destekleme amaçlarıyla yaygın olarak kullanılmıştır. Pshedelic bitkilerin batı psikoterapisinde kullanımı ise 1950’lerde LSD’nin keşfi ile başlar. Sonraki 10–15 yıl içerisinde LSD üzerine yapılan araştırmalar, LSD’nin alkolikleri, psikopatları ve sosyopatları iyileştirme yönündeki etkisini ortaya çıkarmış ve LSD ile aynı tür bilinç durumunu yaratan MDMA gibi maddelerin kullanımını yaygınlaştırmıştır. Psychedelic maddelerin kullanımı zaman zaman yasaklanmış olsa dahi, psyhedelic psikoterapi bu maddelerin verimliliğine inanan terapistler tarafından gizli olarak yürütülmeye devam etmiştir.

Psychedelic psikoterapi iki tür yöntem kullanır: Psycholytic yöntem olarak adlandırılan ilk metot az ya da orta miktarda, 1–2 haftalık aralıklarla madde kullanımını içerir. Bu tür terapide hasta ilaç etkisi altındaki en yoğun deneyimlerini yaşarken terapistten destek alır; bilinç düzeyinde ortaya çıkan materyalle baş etmede ve zihnindeki çatışmaları çözmede terapist tarafından yönlendirilir. İkinci yöntem ise pschedelic terapi olarak adlandırılır. Bu metot da ise maddenin yüksek dozlarda kullanımı söz konusudur. Daha çok mistik ve dini amaçlarla kullanılır. Kişi maddenin etkisi altında yaşadığı en yoğun deneyimleri yalnız geçirir. 1980’lerden günümüze kadar pschedelic psikoterapinin nasıl uygulandığı konusunda çeşitli kitaplar yayımlanmıştır. Bunlar arasında Stanislav Grof’un LSD Psychotherapy (LSD Psikoterapisi), Myron Stolaroff’un The Secret Chief (Gizli Şef) adlı kitapları sayılabilir. Ann Shulgin and Athanasios Kafkalides konuyla ilgilenen önemli isimler arasındadır.

Psychedelic terapi topluluğunun öncülerinden biriyle yapılmış söyleşilerden oluşan The Secret Chief, MDMA’in psikoterapide nasıl kullanıldığı ve bu kullanımın nasıl sonuçlar doğurduğu konusunda aydınlatıcı bilgiler içermektedir. Kitapta, terapinin LSD kullanımı ile çıkılan bireysel bir yolculuk (individual trip) ile başladığı ve grup yolculuğu (group trip) ile devam ettiği anlatılmaktadır. Terapist kasetçalar, ses kayıt cihazı vb. gibi aletleri ve değişimin simgesi olarak algılanan içi su dolu bir kâseyi hazırlamaktan sorumludur. İlaç, terapi grubunda yer alan insanlarla belirli konularda fikir birliği sağlandıktan sonra alınır. Bu konular seks, şiddet, ilaç etkisi altındayken evden ayrılmama gibi hem terapi grubundakilerin hem de ilacı alan kişinin güvenliğini sağlamaya yönelik önlemlerle ilgilidir. İlaç kullanımından sonra terapist, terapi grubunda yer alan kişilere kendilerinin, ailelerinin ve sevdiklerinin resimlerini gösterir; onları rüyaları hakkında konuşmaya teşvik eder.

MDMA destekli terapinin uygulanış biçimi hakkında bilgi edinilebilecek bir başka kaynak ise 1999 yılında İsrail’de MDMA ve MDE’in yararları üzerine yapılmış bir konferanstır. Konferansta, psycholytic metotu kullanan iki terapistin The Secret Chief’te bahsi geçen prosedürlere benzer uygulamaları açıkladıkları görülür. MDMA destekli psikoterapide dikkat edilmesi gereken üç önemli faktör konferansta vurgulanmıştır. Bunlar kullanılan ilaç ve dozu, terapinin yapıldığı fiziksel koşullar, terapistin ve hastanın zihinsel durumları olarak sayılabilir. MDMA genellikle ağız yoluyla 75- 175 mg arasında alınmakta, etkileri 30-60 dakika arasında başlayıp 2-4 saat içerisinde yok olmaktadır. Fiziksel koşullar konusunda en önemli unsur insanlar üzerinde rahatlatıcı bir etkisi olan müziktir. Hastanın zihinsel durumu terapiden önce gerçekleşen hazırlanma evresiyle belirlenir. Bu evrede hastadan, amaçlarını ve

MDMA destekli terapiden beklentilerini mümkün olduğunca samimi bir şekilde açıklaması beklenir. Tek taraflı kendini açışa dayalı psikanalitik terapinin aksine, MDMA destekli terapide eşit dağılımlı bir güç ilişkisi önem kazanmaktadır. Psikanalitik teoride terapist tarafından yönetilen iyileşme sürecinin tersine burada hasta kendi iç kaynaklarının yönlendirdiği bir terapi süreci içine girer ve daha aktif bir rol alır. Terapist iyileşme sürecini yöneten birisi olmaktan çok psikolojik destek sağlamak amacıyla hastanın yanında bulunur. Terapist hastayla bu tür bir ilişki kurabilmek için geleneksel psikanalitik terapinin aksine kendisinden, MDMA etkisi altında yaşadığı değişimlerden ve deneyimlerinden bahsedebilir. Hastanın, terapistin kim olduğunu ve bu terapi çeşidini neden uygulamak istediğini bilmesi aralarında kurulması gereken güven ilişkisini kolaylaştırır. Terapist kendisine ait MDMA tecrübelerini hastayla paylaşarak hem terapatik ilişkiyi sağlam bir zemine oturtma fırsatı bulur, hem de ilaç etkisiyle değişmiş olan bilinç düzeylerini anlaması ve bunların hastanın iyileşme sürecinde nasıl kullanılabileceğini keşfetmesi kolaylaşır.

Terapi boyunca terapist, hastanın  kişisel keşiflerde bulunmasına izin verir; destekleyici rolünü devam ettirir. Aynı zamanda hastanın yaşayabileceği tüm duygusal deneyimler karşısında rahat olmayı başarabilmesi gerekir. Terapist hastayla arasındaki transferi kontrol edebilmeli, güç fark edilen değişimlerle ve kendi bilinçaltı deneyimleriyle baş edebilmelidir. Terapist durum üzerindeki kontrolünü kaybetmeyecek kadar iyi eğitilmiş olmalıdır.

Psycholytic terapinin en önemli ögesi takım işidir. The Secret Chief adlı kitapta da bu konu üzerine durulmuştur. Kaygıya karşı kullanılan savunma mekanizmaları ilacın etkisiyle normal işleyişlerine devam edemediklerinde,  grubun sağladığı yardımsever ve sempatik ilgi, terapistle kurulan yeterli ve istikrarlı terapatik ilişki kişinin bad trip (kötü yolculuk) yaşama ihtimalini ortadan kaldırabilir. Bu koşullar regresyonu (gerileme) kolaylaştırarak kişiye bir çok iyileşme olanağı sunar. Konferasta üzerinde durulan bir başka konu ise ilaç sayesinde yaşanan en yoğun deneyimlerin (mutluluk, zarafet ve birlik duygularına ilişkin) ancak bir tolerans ortamında ortaya çıkabileceğidir. İlaç etkisiyle yaşanan duygusal değişimler “ben”(self ) duygusunu kaybedilmesi, sınırların aşılması, doğaüstü güçlerin hissedilmesi, zaman, mekan, nedensellik kavramlarının yok olması olarak tanımlanmaktadır. Bir grup veya terapist bu duygusal deneyimlere eşlik etmediğinde, parçalanma (disintegration) veya savunma mekanizmalarının güçlenmesi gibi durumlar ortaya çıkabilir. Konferansta psyholytic terapinin önemli özellikleri arasında farkındalık,  kişinin kendisine, etrafındakilere ve dünyaya yönelik  hissettiği sevgi ve barış duyguları da sayılmıştır. Buna bağlı olarak takip çalışmalarında kişilerin özgüvenlerinin arttığı, kendilerini kabul edebilme yetilerinin geliştiği, kaygının ve psikosomatik semptomlarının azaldığı görülmüştür.

MDMA, duygusal ve bilişsel süreçlerdeki değişik etkilerinden dolayı diğer psikoaktif maddelerin yanı sıra psychedelic terapiye inanan birçok terapistin ilgi odağı olmuştur. MDMA destekli terapiye katılan bazı hastalar savunma mekanizmalarından kaynaklanan kaygının ortadan kalktığını, kendilerini duygusal olarak daha açık hissettiklerini, daha önce ulaşamadıkları duygu ve düşüncelerle karşı karşıya geldiklerini rapor etmişlerdir. Bunun yanı sıra birçok hasta iletişim kapasitelerinde kalıcı bir gelişme gözlemlediklerini söylemektedir. İçgörü kazanmanın kolaylaşması ve özgüvenin artması rapor edilen deneyimler arasındadır. MDMA’in yakınlık ve empati duygularını kolaylaştırdığından, samimiyet ve güven duygularını güçlendirdiğinden de bahsedilmektedir. MDMA’in bu özellikleri terapatik uyum sürecini hızlandırmada psikoterapiye yardımcı bir araç olarak kullanılabileceğini gündeme getirmiştir.

Terapi ve tedavi alanındaki potansiyeli fark edilmiş olmasına rağmen, MDMA’in terapatik amaçlı ve tıp dışı kullanımı 1985’te Birleşik Devletler’de DEA (Drug Enforcement Agency) tarafından yasaklanmıştır. Bu yasaklama MDMA’ye çok benzer bir madde olan MDE’in kemirgen beyninde toksik etkilere sebep olduğunu açığa çıkartan araştırmalara dayanırılır. Sonraki yıllarda yapılan araştırmalar MDMA’in de aynı tür etkilere sebep olabileceğini göstermektedir. Çalışmalar MDMA’in beyinde serotonerjik sinir terminallerinin bol miktarda bulunduğu bölgeleri etkilediğine (özellikle dorsal raphe nucleus) ve uzun dönemde serotonerjik nörodejenerasyona sebep olduğuna işaret etmektedir (Burgess C., O’Donohoe A., Grinspoon M.G., 2000). Bunun yanı sıra, dopaminerjik sistem üzerinde toksik etkilerinin olduğu da kanıtlanmıştır (Steele T.D., McCann U.D., Ricaurte G.A., 1994). Bazı çalışmalarda kemirgen beyinlerinde gözlemlenen serotonerjik sinir yenilenmesinin anormal bir gelişim gösterdiği görülmüştür (Fischer C., Hatzidimitriou G., Wros J., 1995). Primatlarda ise nörodejenerasyonun kalıcı olduğu düşünülmektedir (Ricaurte G.A. et.al., 1992).

Bir çalışmada serotonerjik sistemdeki anormalliklerin MDMA kullanımından yedi yıl sonra bile devam ettiği gözlemlenmiştir. Bir başka çalışmada terapatik amçlarla MDMA kullanan hastaların geniş zihnsel bir perspektif ve gelişmiş bir kendini değerlendirme yeteneği kazandıkları görülmüştür; fakat aynı gruptaki hastalardan biri kronik panik atak geliştirmiştir. MDMA’in hafıza zayıflığına sebep olabileceği  de düşünülmektedir.

MDMA’in terapide yardımcı bir araç olarak kullanılıp kullanılamayacağı veya sağlık konusunda risk oluşturup oluşturmadığı cevaplanamamış sorular olarak kalmış ve bir çok arştırmaya konu olmuştur. Bugün MDMA ve diğer zihin açıcı maddeler ile ilgili araştırmaların büyük çoğunluğu MAPS (Multidisciplinary Association for Psyhedelic Studies) isimli bir organizasyonun çabalarıyla yürütülmektedir. MAPS, 1986’da Rick Doblin tarafından eğitim ve araştırma amacıyla kurulmuş bir organizasyon olup bugün FDA(Food and Drug Administration) tarafından onaylanmış MDMA projelerini hayata geçirmeye çalışmaktadır. MAPS tarafından sunulan birçok protokol geri çevrilmiş olsa dahi, FDA 5 Kasım 1992’de MDMA ile ilgili bir araştırma yapılmasına ilk defa onay vermiştir. Bu çalışmadan elde edilen veriler MDMA’in insan sağlığı için bir risk oluşturmadığını ve klinik amaçlarla kullanımının güvenli olduğunu göstermektedir.

Gönüllüler üzerinde yapılan deneme çalışmaları 1993’te FDA onayıyla yeniden başlamış ve MDMA, insan üzerinde çalışılması FDA tarafından onaylanan ilkpsikoaktif madde olmuştur. Bugün PTSD, kansere bağlı gelişen depresyon ve anksiyete bozuklukları, yeme bozuklukları ve Parkinson hastalığı gibi rahatsızlıkları olan hastalarla birçok araştırma yapılmaktadır. Birleşik Devletler’de FDA onaylı araştırmaların yanı sıra MDMA destekli psikoterapi İsrail, İspanya ve diğer ülkelerde MAPS’in desteğiyle sürdürülmektedir.

Kaynaklar:

http://www.maps.org/mdma

http://www.druglibrary.com

Burgess C., O’Donohoe A., Grinspoon M.G. Agony and ecstasy: a review of MDMA effects and toxicity. European Psychiatry, 15(2000). pp. 287-294.

Fischer C., Hatzidimitriou G., Wros J. Reorganisation of 5HT axon projections in animals previously exposed to the recreational drug (+/–) 3, 4-methylenedioxymethamphetamine (MDMA, "ecstasy"). Journal of Neuroscience, 15 (1995), pp. 5476–5485.

Grinspoon L., Bakalar J.B. Can drugs be used to enhance the psychotherapeutic process? American Journal of Psychotherapy, 15 (1986).

Klugman A., Hardy s., Baldeweg T., Gruzelier J. Toxic effect of MDMA on brain serotonin neurons. Lancet, 353 (1999), pp. 1269–1270.

Ricaurte G.A., Martello A.L., Katz J.L., Martello M.B. Lasting effects of (+/-) 3, 4-methylenedioxymethamphetamine (MDMA) on central serotonergic neurons in non-human primates: neurochemical observations. Journal of Pharmacology and Experimental Therapeutics, 261 (1992), pp. 616–621.

Scanzello C.R., Hatzidimitriou G., Martello A.L. Serotonergic recovery after (+/-) 3, 4-methylenedioxymethamphetamine injury: observations in rats. Journal of Pharmacology and Experimental Therapeutics, 264 (1993), pp. 1484–1491.

Steele T.D., McCann U.D., Ricaurte G.A. 3, 4-Methylenedioxymethamphetamine (MDMA, "Ecstasy"): pharmacology and toxicology in animals and humans. Addiction 89 (1994), pp. 539–551.