|
Kahve’nin
öyküsü Etiyopya’da keşfedilmesiyle başlamıştır. “Kaldi” adında
Etiyopyalı bir çoban bir gün keçilerini gezdirirken, onların bir
bitkiyi yedikten sonra heyecanlı ve hızlı bir şekilde oradan oraya
koşmaya başladıklarını fark etmiş, kendisi de meraktan aynı bitkinin
meyvelerini toplayarak yemiş ve üzerindeki farklı etkilerini halkın
kalan kısmıyla paylaşmıştır. Böylelikle, Etiyopya halkı, kendileri
için yeni ve değişik etkileri olan bu kimyasal maddeyle tanışmıştır.
Önceleri kahve tohumları içecek yerine bir çeşit yemek yapmak
amacıyla kullanılmıştır.
Eski Doğu Afrika kabileleri, kahve
çekirdeklerini hayvansal yağla karıştırarak enerji veren yiyecekler
yapmışlardır. Aynı zamanda Arap Yarımadası’nda da yetiştirilen kahve
çekirdekleri, M.S. 10. yy. civarında, burada, sıcak bir içecek
yapımında kullanılmaya başlanmıştır. Kahve olarak bildiğimiz bu
içecek, 13. yy dolaylarında Müslümanlar tarafından yaygın olarak
içilmeye başlamıştır. İslam’ın yayılmasıyla kahve de yayılmış fakat
Arapların kahve bitkisini gizli tutmaları ve herkesten özenle
saklamaları nedeniyle Arap Yarımadası dışında ( kahvenin doğal
olarak yetiştiği Afrika kıtası hariç) hiçbir yerde , 16. yy.a kadar
kahve yetiştirilmemiştir.
16. yy.da
,Avrupalılar keşif ve ticaret amacıyla gittikleri egzotik yerlerden
dönerken yeni ve farklı bir tat olan kahveyi de beraberlerinde
getirmişler, böylelikle kahveyi Avrupa’ya tanıtmışlardır. Avrupa’nın
ilk kahvesini Java adasında Almanlar bulmuştur.1539’da Osmanlı
İmparatorluğu’nun Yemen’i fethetmesiyle, kahve, Osmanlı ticaretinin
bir parçası olmuş ve zamanla Türklerin tüketim alışkanlıkları
içindeki önemli yerini almıştır.
Kahve ve
dolayısıyla kafein kimyasalı, tarihin her döneminde sosyal hayatın
önemli bir parçası olmayı başarmış ve önemini gün geçtikçe
arttırmıştır. Her ülke, kahve yetiştirmeye uygun iklimsel
özelliklere sahip değildir. Kahve yetiştirilebilecek en uygun
bölgenin Yengeç ve Oğlak dönenceleri arasında kalan bölge ve onun
içinde de özellikle Etiyopya, Yemen, Brezilya, Meksika, Uganda, ve
Endonezya olduğu bilinmektedir. Kahve, sosyal hayattaki yeri ve
bağımlılık yaratıcı özelliğiyle ekonomik pazarda her zaman yüksek
talebi olan bir güç olmuş ve her ülkenin kahve yetiştirebilecek
iklim koşullarına sahip olmaması, bu özelliğe sahip olan ülkeleri
çok avantajlı bir konuma getirmiştir.
Kahve, dünyadaki ticaret alanı
en geniş mallardan biridir ve ticari kapasitesi buğday, pirinç ve
mısırı dahi aşmaktadır. Kahvenin petrol ve stratejik metallerden
sonra en çok satılan ve alınan mal olduğu ve ticari hacminin
otomobil, çelik ve teknolojik ekipmanları geride bıraktığı
söylenmektedir. Bu durum, hiçbir besin değeri olmayan, bağımlılık
yapan ve sağlığa zararlı olan bir bitki için çok büyük çapta tarım
alanlarının ayrılmış olduğunu bize göstermektedir.
|